Pazar, Nisan 22, 2018
Ana sayfa Blog

Paragrafın İçeriği-2

1

Paragrafın İçeriği konusunda kısa konu anlatımı ile konuya değindik. Paragrafın içeriği konusunda testimizde hazır sadece konulara göz atıp çözmesi kalıyor

KONU: “Parçada/paragrafta ne anlatılıyor?” sorusunun cevabı konuyu verir. Genelde birkaç sözcükten oluşur. Cümle biçiminde değildir.

“Anne sevgisi, sağlıklı yaşam..” vb

Konu bulunurken şunlara dikkat edilmelidir:

√ Parçada en çok tekrar edilen sözcükler üzerinde yoğunlaşılmalıdır.
√ Konu genelde giriş bölümünde verilir, bu nedenle ilk cümlelere dikkat edilmelidir.
√ Konu, parçanın tamamını kapsar nitelikte olmalıdır. Ancak konuyu ararken genellemeye gidilmemelidir. Konu, mümkün olduğunca parçayı da kapsayıcı şekilde daraltılmalıdır.

TEMA: Bir sanat eserinin merkezinde yer alan temel duygu ve düşünce demektir. Konu ile karıştırılmaması gerekir. Konu somutken, tema soyuttur. Tema genel, konu ise daha özeldir.
Örneğin “sevgi, ölüm, ayrılık…” birer tema, “Sevginin toplum yaşamındaki yeri” ise konudur.

□ Şiirde Tema: Şiirde dile getirilen duygu, düşünce ve hayale tema denir.
□ ANA FİKİR (ANA DÜŞÜNCE): Yazarın yazıyı yazma amacı, bize öğretmek istediği şeydir. Ana
düşünceyi bulmak için “Parçada/paragrafta yazar ne anlatmak istiyor?” sorusunu sorabiliriz.

√ Ana düşünce bir cümle biçiminde olur.  “Gelişmek için kitap okumalıyız” gibi…
√ Tüm paragrafı kapsayan genel bir yargı bildirir. Parça okunduğunda varılan ortak düşüncedir.
√ İlk ve son cümle ana fikir olabilir. Ancak ana fikir genelde sonuç bölümünde bulunur. Ana fikir
paragrafta hiç yazmıyorsa paragrafın genelinden çıkarım yapılır.

Ana düşünceyi bulmak için şunlara dikkat edilmelidir:

√ Önce konu bulunmalı, yazarın konuyu ele alış amacının ana düşünce olduğu unutulmamalıdır.
√ “kısaca, sonuçta, oysa, bence, özetle, çünkü, ama” vb. ifadelerden sonra ana düşünce gelebilir
√ Parçada atasözü veya örnek varsa, örnekten önceki yargı ve atasözü ana fikri verebilir.
√ Olumsuz cümleler ve olasılık (ihtimal) cümleleri ana fikir olamaz.

YARDIMCI DÜŞÜNCELER (YARDIMCI FİKİRLER): : Ana fikri desteklemek için sıralanmış küçük düşüncelerdir. Ana fikir yardımcı fikirlerin toplamıdır. Bir parçada bir ana fikir, birçok yardımcı fikir vardır. Paragraf içindeki her bir cümlenin ana fikri o paragrafın yardımcı fikirlerinden biridir.

  • Parçada sayı olarak birden fazladır.
  • Genellikle gelişme bölümünde yer alırlar.
  • Ana düşüncenin sınırlarını çizer.
  • Ana düşüncenin anlaşılmasını sağlayıcı niteliktedir.
  • Parçayı tam olarak kapsamaz.
  • Olumsuz sorularının çoğu yardımcı fikirlerle ilgilidir.

ANAHTAR KELİMELER: Henüz paragrafı okumamış birine gösterildiğinde paragrafın konusu ve içeriği hakkında doğru fikir veren kelimelerdir.

PARAGRAFIN BAŞLIĞI: Paragrafın konusunu en iyi biçimde yansıtan kelime ya da kelimeler metnin başlığı olabilir. Yani metnin başlığını bulmak için konuyu doğru anlamak gerekir.

GİRİŞ: Ayrıntılara girmeden konunun/düşüncenin tanıtıldığı bölümdür. Çoğu kez
paragrafın konusunu, bakış açısını ortaya koyan cümlelerdir. Giriş cümleleri “ Ama, fakat, ancak, oysa çünkü… ” gibi ifadelerle başlamaz. Bu tür ifadeler diğer bölümlerde bulunur.

GELİŞME: Giriş bölümünde ortaya konan düşüncenin/konunun geliştirilip örneklendiği cümlelerdir. Genelde birden fazla cümleden oluşur. Yardımcı düşünceler genelde bu bölümde bulunur. En uzun bölümdür.

SONUÇ: Konunun/düşüncenin bir sonuca bağlandığı bölümdür. Sonuç cümleleri “demek ki, demek oluyor ki, anlaşılıyor ki, öyleyse” gibi bağlayıcı ifadelerle başlar. Genellikle tek cümledir. Paragrafın küçük bir özeti gibidir. Ana fikir genelde bu bölümdedir.

Not: Örnek Paragraf 1 ve 2’nin bölümleri renklerle gösterilmiştir. İnceleyiniz

PARAGRAFTA ANLATICI TİPLERİ

3. KİŞİ ANLATIMI (“O” AĞZI): Olayların tamamen anlatıcının kontrolünde olduğu, anlatıcının her türlü detayı bildiği veya dışarıdan gözlemlediği anlatım türüdür. Genellikle fiiller 3. Tekil kişiyle çekimlenmiştir. En çok kullanılan anlatıcı tipidir.

“Kapıya doğru yürüdü. Kapıyı yavaşça açtı. İçeri girdi. Evin çok düzenli olduğunu gördü.”

1. KİŞİ ANLATIMI (“BEN” AĞZI): Olaylar anlatıcı tarafından yaşanıyormuş izlenimi vardır. Anlatıcı yaşadıklarını ve deneyimlerini öne çıkarır. “Ben” kavramı ön plandadır ve fiiller genellikle 1.tekil kişide çekimlenmiştir.

“Kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı yavaşça açtım. İçeri girdim. Evin çok düzenli olduğunu gördüm.”

PARAGRAFTA BAKIŞ AÇILARI

 

Olayların, kahramanlardan biri tarafından anlatıldığı bakış açısıdır. Bu bakış açısında birinci kişi ağzı kullanılır. Anlatıcı yalnızca kendi aklından geçeni bilir, diğer kişileri gördüğü kadar anlatır.

» Babam her sabah biz uyanmadan, karanlıkta kalkıyor, hiçbir şey yemeden ekmeğini alıp yola çıkıyordu. Hava kararırken yalıdan dönen toplayıcılarla o da dönerdi. Her gün altı liraya kadar gündelik alıyordu galiba.

□ GÖZLEMCİ BAKIŞ AÇISI: Bu anlatımda anlatıcı, gördüklerini kamera sessizliğiyle aktarır. Anlatıcı kahramanlardan
daha az şey bilir, hikâyedeki kişilerin aklından geçenleri bilmez, nesnel bir tavır takınır.

» Adamın biri bir göletin başında oturmuş etrafı seyrediyordu. Bir köpek dikkatini çekti. Köpek, su içmek için
gölete geliyor ama suda yansımasını görüp korkuyordu ama sonunda susuzluğa dayanamadı ve kendini suya attı.

□ HAKİM (TANRISAL / İLAH) BAKIŞ AÇISI: Bu bakış açısında anlatıcı kahramanların psikolojik hallerini, aklından
geçenleri ve anlatılan yerin özelliklerini zaman ve mekan engeli tanımadan bilir. Anlatım, 3. kişi “o” ile yapılır.

» Yol yürümekle bitmiyordu. Ali çok yorulmuştu. Ne kadar çok susadığını fark etti.

Paragrafın İçeriği -1

0

Paragrafın İçeriği konusunda kısa konu anlatımı ile konuya değindik. Paragrafın içeriği konusunda testimizde hazır sadece konulara göz atıp çözmesi kalıyor

KONU: “Parçada/paragrafta ne anlatılıyor?” sorusunun cevabı konuyu verir. Genelde birkaç sözcükten oluşur. Cümle biçiminde değildir.

“Anne sevgisi, sağlıklı yaşam..” vb

Konu bulunurken şunlara dikkat edilmelidir:

√ Parçada en çok tekrar edilen sözcükler üzerinde yoğunlaşılmalıdır.
√ Konu genelde giriş bölümünde verilir, bu nedenle ilk cümlelere dikkat edilmelidir.
√ Konu, parçanın tamamını kapsar nitelikte olmalıdır. Ancak konuyu ararken genellemeye gidilmemelidir. Konu, mümkün olduğunca parçayı da kapsayıcı şekilde daraltılmalıdır.

TEMA: Bir sanat eserinin merkezinde yer alan temel duygu ve düşünce demektir. Konu ile karıştırılmaması gerekir. Konu somutken, tema soyuttur. Tema genel, konu ise daha özeldir.
Örneğin “sevgi, ölüm, ayrılık…” birer tema, “Sevginin toplum yaşamındaki yeri” ise konudur.

Şiirde Tema: Şiirde dile getirilen duygu, düşünce ve hayale tema denir.
ANA FİKİR (ANA DÜŞÜNCE): Yazarın yazıyı yazma amacı, bize öğretmek istediği şeydir. Ana
düşünceyi bulmak için “Parçada/paragrafta yazar ne anlatmak istiyor?” sorusunu sorabiliriz.

√ Ana düşünce bir cümle biçiminde olur.  “Gelişmek için kitap okumalıyız” gibi…
√ Tüm paragrafı kapsayan genel bir yargı bildirir. Parça okunduğunda varılan ortak düşüncedir.
√ İlk ve son cümle ana fikir olabilir. Ancak ana fikir genelde sonuç bölümünde bulunur. Ana fikir
paragrafta hiç yazmıyorsa paragrafın genelinden çıkarım yapılır.

Ana düşünceyi bulmak için şunlara dikkat edilmelidir:

√ Önce konu bulunmalı, yazarın konuyu ele alış amacının ana düşünce olduğu unutulmamalıdır.
√ “kısaca, sonuçta, oysa, bence, özetle, çünkü, ama” vb. ifadelerden sonra ana düşünce gelebilir
√ Parçada atasözü veya örnek varsa, örnekten önceki yargı ve atasözü ana fikri verebilir.
√ Olumsuz cümleler ve olasılık (ihtimal) cümleleri ana fikir olamaz.

YARDIMCI DÜŞÜNCELER (YARDIMCI FİKİRLER): : Ana fikri desteklemek için sıralanmış küçük düşüncelerdir. Ana fikir yardımcı fikirlerin toplamıdır. Bir parçada bir ana fikir, birçok yardımcı fikir vardır. Paragraf içindeki her bir cümlenin ana fikri o paragrafın yardımcı fikirlerinden biridir.

  • Parçada sayı olarak birden fazladır.
  • Genellikle gelişme bölümünde yer alırlar.
  • Ana düşüncenin sınırlarını çizer.
  • Ana düşüncenin anlaşılmasını sağlayıcı niteliktedir.
  • Parçayı tam olarak kapsamaz.
  • Olumsuz sorularının çoğu yardımcı fikirlerle ilgilidir.

ANAHTAR KELİMELER: Henüz paragrafı okumamış birine gösterildiğinde paragrafın konusu ve içeriği hakkında doğru fikir veren kelimelerdir.

PARAGRAFIN BAŞLIĞI: Paragrafın konusunu en iyi biçimde yansıtan kelime ya da kelimeler metnin başlığı olabilir. Yani metnin başlığını bulmak için konuyu doğru anlamak gerekir.

GİRİŞ: Ayrıntılara girmeden konunun/düşüncenin tanıtıldığı bölümdür. Çoğu kez
paragrafın konusunu, bakış açısını ortaya koyan cümlelerdir. Giriş cümleleri “ Ama, fakat, ancak, oysa çünkü… ” gibi ifadelerle başlamaz. Bu tür ifadeler diğer bölümlerde bulunur.

GELİŞME: Giriş bölümünde ortaya konan düşüncenin/konunun geliştirilip örneklendiği cümlelerdir. Genelde birden fazla cümleden oluşur. Yardımcı düşünceler genelde bu bölümde bulunur. En uzun bölümdür.

SONUÇ: Konunun/düşüncenin bir sonuca bağlandığı bölümdür. Sonuç cümleleri “demek ki, demek oluyor ki, anlaşılıyor ki, öyleyse” gibi bağlayıcı ifadelerle başlar. Genellikle tek cümledir. Paragrafın küçük bir özeti gibidir. Ana fikir genelde bu bölümdedir.

Not: Örnek Paragraf 1 ve 2’nin bölümleri renklerle gösterilmiştir. İnceleyiniz

PARAGRAFTA ANLATICI TİPLERİ

3. KİŞİ ANLATIMI (“O” AĞZI): Olayların tamamen anlatıcının kontrolünde olduğu, anlatıcının her türlü detayı bildiği veya dışarıdan gözlemlediği anlatım türüdür. Genellikle fiiller 3. Tekil kişiyle çekimlenmiştir. En çok kullanılan anlatıcı tipidir.

“Kapıya doğru yürüdü. Kapıyı yavaşça açtı. İçeri girdi. Evin çok düzenli olduğunu gördü.”

1. KİŞİ ANLATIMI (“BEN” AĞZI): Olaylar anlatıcı tarafından yaşanıyormuş izlenimi vardır. Anlatıcı yaşadıklarını ve deneyimlerini öne çıkarır. “Ben” kavramı ön plandadır ve fiiller genellikle 1.tekil kişide çekimlenmiştir.

“Kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı yavaşça açtım. İçeri girdim. Evin çok düzenli olduğunu gördüm.”

PARAGRAFTA BAKIŞ AÇILARI

 

Olayların, kahramanlardan biri tarafından anlatıldığı bakış açısıdır. Bu bakış açısında birinci kişi ağzı kullanılır. Anlatıcı yalnızca kendi aklından geçeni bilir, diğer kişileri gördüğü kadar anlatır.

» Babam her sabah biz uyanmadan, karanlıkta kalkıyor, hiçbir şey yemeden ekmeğini alıp yola çıkıyordu. Hava kararırken yalıdan dönen toplayıcılarla o da dönerdi. Her gün altı liraya kadar gündelik alıyordu galiba.

GÖZLEMCİ BAKIŞ AÇISI: Bu anlatımda anlatıcı, gördüklerini kamera sessizliğiyle aktarır. Anlatıcı kahramanlardan
daha az şey bilir, hikâyedeki kişilerin aklından geçenleri bilmez, nesnel bir tavır takınır.

» Adamın biri bir göletin başında oturmuş etrafı seyrediyordu. Bir köpek dikkatini çekti. Köpek, su içmek için
gölete geliyor ama suda yansımasını görüp korkuyordu ama sonunda susuzluğa dayanamadı ve kendini suya attı.

HAKİM (TANRISAL / İLAH) BAKIŞ AÇISI: Bu bakış açısında anlatıcı kahramanların psikolojik hallerini, aklından
geçenleri ve anlatılan yerin özelliklerini zaman ve mekan engeli tanımadan bilir. Anlatım, 3. kişi “o” ile yapılır.

» Yol yürümekle bitmiyordu. Ali çok yorulmuştu. Ne kadar çok susadığını fark etti.

Güncel Bilgiler Testi – 7

0

Güncel Bilgiler Testi ile Sınava hazırlanmanız için hazırladığımız bu test ile adayların sınavda çıkması muhtemel olan sorulara hazırlanarak daha performanslı çalışması mümkün. 2018′ e kadar olan güncel bilgiler testi En yeni olayları da içerisinde barındırıyor.

  • Güncel Bilgiler Testi Tarih Aralığı: 2016 – 2017 – 2018
  • Konu Dağılımı : Dünya’da ve Türkiye’de Yaşanmış Önemli Olaylar
  • Soru Çıkma Ortalaması : 4 – 10 Soru

Açıklama: Hatalı Olduğunu Düşündüğünüz Testleri Lütfen Bildiriniz. Yorum Yada admin@verilabakademi.com Adresine Mail Atabilirsiniz.

Güncel Bilgiler Testi – 6

0

Güncel Bilgiler Testi ile Sınava hazırlanmanız için hazırladığımız bu test ile adayların sınavda çıkması muhtemel olan sorulara hazırlanarak daha performanslı çalışması mümkün. 2018′ e kadar olan güncel bilgiler testi En yeni olayları da içerisinde barındırıyor.

  • Güncel Bilgiler Testi Tarih Aralığı: 2016 – 2017 – 2018
  • Konu Dağılımı : Dünya’da ve Türkiye’de Yaşanmış Önemli Olaylar
  • Soru Çıkma Ortalaması : 4 – 10 Soru

Açıklama: Hatalı Olduğunu Düşündüğünüz Testleri Lütfen Bildiriniz. Yorum Yada admin@verilabakademi.com Adresine Mail Atabilirsiniz

Dünya Coğrafyası

0

Dünya Coğrafyası

Coğrafya konularında Dünya Coğrafyası, Kıtalar, Nüfus Özellikleri gibi konulara değindik. Bunlarla ilgili Dökumanlara ve içeriklere açılır menüden göz atabilirsiniz.

Avrasya olarak bilinen eski dünya kıtasının batısındaki büyük yarımada olan Avrupa, Sami dillerde (Erep- Irib) Güneşin battığı taraf anlamına gelir. Bu ad, Yunancada “Europa” olmuş
ve Ege denizine göre batıda bulunan ülkelere bu ad verilmiştir.

Kapladığı alan yönünden Okyanusya’dan sonra en küçük 2. kıta olan Avrupa; batıda Atlas Okyanusu, kuzeyde Kuzey Buz denizi ve Atlas Okyanusu, güneyde Akdeniz ve doğuda
Asya kıtası ile çevrilidir.

Avrupa kıtası güneyde Afrika kıtasına oldukça yaklaşır (Cebelitarık boğazı 14 km).

Güneydoğuda ise Asya ile hemen hemen bitişir (İstanbul boğazı 0,7 km., Çanakkale boğazı 1,3 km.).

Avrupa’nın uç noktaları; kuzeyde Kuzey burnu (71° 10′ k. e), güneyde Mora’nın Matapan burnu (36° 23′ k.e), Batıda Rocca (Portekiz) burnu (9° 29′ b.b), doğuda Ural Dağları’dır
(60° d.b). Rocca Burnu ile Ural dağları arasındaki uzaklık 5500 km, Kuzey burnu ile Matapan burnu arasındaki genişlik 3800 km’dir.

Öteden beri büyük krallık ve imparatorluklara beşiklik yapan kıta, sanayi devriminden sonra da gelişmişliğini korumuş ve diğer kıtalara göre sanayileşmesini kısa sürede tamamlamıştır.

Avrupa’nın önemi; konumu, yüz ölçümü, doğal kaynakları, nüfusu ve fiziki özelliklerinden değil, sahip olduğu nitelikli insan kaynağından ileri gelmektedir.

İyi eğitilmiş insanlardan oluşan nüfus, bilim ve teknolojide göstermiş olduğu ilerlemeler sayesinde, ekonomik yönden de gelişmiş ve yüksek bir hayat seviyesine ulaşmıştır.

Doğal kaynakları az olan Avrupa, gelişmesini insan kaynağının niteliklerine borçludur.
Günümüzde dünyanın en büyük güç odağı olan ABD’nin halkı da büyük oranda Avrupa kökenlidir.
Ayrıca bilimsel ve teknolojik gelişmelerin kilometre taşları olan önemli buluşların çoğu Avrupalılar tarafından gerçekleştirilmiştir. Avrupa ülkelerinin birleşmesini amaçlayan ve bu yolda önemli aşamalar gerçekleştiren Avrupa Birliği, Avrupa’nın dünyadaki gücünü ve önemini daha da artırmaktadır.

1990’a kadar Avrupa’da farklı siyasal ve ekonomik sistemler ve bunları temsil eden bloklar mevcuttu. Bunlardan biri, şimdi de mevcut olan çok partili demokratik sistemi ve serbest
pazar ekonomisini uygulayan Batı bloğu, diğeri ise tek partili sosyalist siyasal sistemle sıkı bir devletçi ekonomiyi uygulayan Doğu bloğuydu. Ancak Doğu bloğunun lideri SSCB’nin
ekonomik ve siyasal sisteminin iflas etmesiyle doğu bloğu çökmüştür.

Eski Doğu Bloğu ülkeleri, ekonomik ve siyasal sistem olarak Batı Bloğuna yakınlaşma yolunda önemli adımlar atmışlardır. Çok partili demokratik sisteme ve serbest pazar ekonomisine geçiş tamamlanmak üzeredir.

Avrupa Birliği’ne yapılan başvurular olumlu karşılanmış ve başvuran ülkeler ile AB arasında uyum çalışmaları sürdürülmektedir.

Doğu Blok’unun askeri örgütü olan COMECON dağılmış ve eski doğu bloğu ülkeleri, Batı Avrupa’nın askeri örgütü olan NATO’ya girmek için başvuruda bulunmuşlar ve bu konuda
önemli gelişmeler sağlanmıştır.

Böylece Avrupa’da 1990 öncesinin askeri, ekonomik ve siyasi kutuplaşması önemli ölçüde ortadan kalkmıştır.

Avrupa ülkeleri coğrafi konumları, yani bulundukları yer ve ekonomik gelişmişlik açısından;

Batı Avrupa ülkeleri      (İngiltere, Almanya, Fransa…)
Kuzey Avrupa Ülkeleri   (İskandinavya ve Baltık ülkeleri),
Akdeniz ülkeleri            (İspanya, İtalya…)
Orta Avrupa ülkeleri      (Avusturya, Macaristan Çek Cum…)
Doğu Avrupa ülkeleri     (Ukrayna, Rusya Federasyonu…)
Balkan Ülkeleri             (Bulgaristan, Romanya, Yunanistan…
gibi guruplara ayrılmaktadır.

Avrupa’nın genel coğrafî özellikleri:

1.Avrupa pek çok alanda öncülüklere sahiptir. Özellikle demokrasi, sanayi ve bilimsel
gelişmeler açıdan dünyayı etkileyen devrimleri gerçekleştirmiştir.
2. Nüfus yoğunluğunun fazla, yaşam seviyesinin yüksek olduğu bir kıtadır. Nüfus artışı çok azdır. Hatta bazı ülkelerde nüfus azalmaktadır.
3. Avrupa, ihracat ve ithalatta önde gelir. Dünyada üretilen sanayi ürünlerinin üçte biri bu kıtaya aittir.
4. Sanayileşmiş ülkelerin toplandığı bir kıtadır. Birleşik Krallık (İngiltere), Fransa, İtalya ve Almanya sanayileşme açısından ileri ülkelerdir.
5.Avrupa’da 20’den fazla devlet vardır. Komşu ülkeler arasında dil ve ekonomik açıdan önemli farklar bulunur.

AVRUPA’NIN FİZİKİ ÖZELLİKLERİ

Avrupa kıtasının ortalama yükseltisi 330 m.dir. Türkiye’nin 1132 Asya’nın 1010, Afrika’nın 600m. ortalama yükseltiye sahip olduğu dikkate alınınca Avrupa’nın, alçak bir kıta olduğu ortaya çıkar. Kıtanın kenarlarında irili-ufaklı çok sayıda yarımada vardır. Yarımadaların en

büyükleri; İskandinav, İber, İtalya ve Balkan yarımadalarıdır.

Kıtaya ait adaların başlıcaları; Atlas Okyanusundaki Britanya adaları ve İzlanda ile Akdeniz’deki Sicilya, Sardinya, Korsika, Malta, Balear adaları ve Girit’tir.

Okyanus ve denizlerin kara içerisine çok fazla sokulmaları, ada ve yarımadaların çokluğu, iklimi olumlu yönde etkilemiştir. Avrupa ılıman okyanusal iklim sayesinde, insan yaşamasına en elverişli bir kıtadır.

Bu nedenle, kıtada gelişmiş bir Avrupa medeniyeti ortaya çıkmıştır. 10 milyon km²‘ alana sahip olan bu küçük kıtada 650 milyonu aşkın bir nüfus yaşamaktadır. Dünya nüfusunun % 10’una sahip olan Avrupa, dünya gelirinin % 40’ına sahiptir.

AVRUPA’NIN YER ŞEKİLLERİ

Tüm kıvrım hareketlerinin süresinden daha uzun zamanı içeren ve Prekambriyen’de meydana gelen Hüron kıvrımlarına, kıtanın kuzey ve doğusunda rastlanır. Bütün Doğu Avrupa’yı kaplayan, Kuzey Buz Denizi, Baltık ve Beyaz Denizin altında da devam eden bu eski kütleye Fenno-Sarmatya adı verilir.
Bu kütle, sonraki yer hareketleri ile hiçbir zaman kıvrılmamış, sadece yer yer çukurlaşmış ve hafifçe kubbeleşmiştir. Baltık denizi bölgesi hafifçe çukurlaşırken, Podolya bölgesi (Podolski) kubbeleşmiştir.

Birinci Zaman ortalarında (Siluriyen-Devoniyen) meydana gelen Kaledonya kıvrım hareketlerinde, kıtanın kuzeybatısında yükselmeler olmuştur. Birinci Zaman sonlarında (Karbon) meydana gelen Hersinya kıvrım hareketlerinde, Fenno-Sarmatya ve Kaledonya kütlesinin güneyinde yükselmeler olmuştur.

Üçüncü Zaman ortalarında meydana gelen Alp Kıvrım hareketlerinde, Avrupa kıtasının güneyindeki Alp kıvrım dağları ve güneydeki denizler meydana gelmiştir. Dördüncü Zaman’da aşınma ve taşınma hareketleri ile kıta bugünkü görünümünü kazanmıştır.

Avrupa, fiziki yönden üç yapısal ana kuşağa ayrılmaktadır. Kuzeyde İskandinavya yarımadasını ve Finlandiya’yı kapsayan kesimde granit ve gnayslardan oluşan İskandinavya kalkanı yer almaktadır.

Kıtanın İber yarımadasında Kantabriya dağları, Pireneler, Fransa’da Massif Central, Vojlar, Ardenler, Karaorman dağları ve Büyük Britanya adasındaki Güney Galler ve Güneybatı
İrlanda’da Paleozoik kütleler yer almaktadır.

Alp kütlelerinin büyük bölümü, denizel ortamda çökelen tortulların kıvrılmasıyla oluşmuştur. Avrupa’nın batısında Belçika ve Hollanda’dan başlayarak doğuda Ural dağlarına kadar devam eden ova ve plato sahaları yer alır.

Kıtanın kuzeybatı bölümü ve Alp dağları, Kuvaterner’de buzullaşmaya uğramıştır.

Buzulların yapmış olduğu aşındırma ve biriktirme faaliyetleri topografyanın şekillenmesinde etkili olmuştur. Nitekim İskandinavya yarımadasını kaplayan buzulların, denizlere doğru hareket etmesi sonucu dar ve derin “U” biçiminde vadiler gelişmiş, daha sonra bu vadilerin deniz suyu ile dolmasıyla fiyortlar oluşmuştur. Günümüzde İzlanda ve bazı küçük adalar buzullarla kaplıdır.

DAĞLAR

Avrupa’nın en önemli dağları Alpler, batıda İspanya’dan başlar, doğuda ülkemizde de devam eder. Kuzeydeki dağlara göre, daha yüksek, daha genç olan Alpler, İspanya’da Pirene’ ile başlar Anadolu’da Karadeniz ve Toros dağları ile aralıksız, iki büyük sıra halinde uzanırlar.

İtalya’nın kuzeyindeki kesim, Alp dağlarının en sarp ve yüksek sahasıdır; yükselti yer yer 4500 m.yi aşar (Mont Blanc 4807 m). Alpler, çok sayıdaki geçit nedeniyle ulaşım
kolaylığından ötürü, dünyanın yerleşmeye en uygun olan dağları durumundadır. Kıtanın kuzeyindeki, fazla yüksek olmayan dağlar çok eski zamanlarda oluşmuşlardır. İskandinav ve İskoçya dağları başlıcalarıdır.

İskandinav dağlarının en yüksek zirvesi, Jotunheim tepesi (2468 m) dir. Bu dağlar hafif dalgalı, plato görünümündedir. Kuvvetli buzullaşma izleri İskandinav dağları, plato yüzeyleri, fiyortlar ve iç kısımlarda da göllerde yaygındır. Bu dağlar, iklimin sertliği ve
fiyort yamaçlarının çok dik olması nedeniyle, yerleşmeye elverişli olmayıp, oldukça ıssızdır.

Alp dağlarının kuzeyinde, yükseltisi 2000 m.yi geçmeyen Orta dağlar yer alır. Bu dağların sırtları plato düzlükleri biçimindedir. Tarıma elverişli ovaların, gür ormanların ve maden yataklarının varlığı yüzünden bu alan, yoğun yerleşmeye sahne olmuştur.

PLATOLAR

Başlıca platolar; Ural dağları ile Karpatlar arasında özellikle Karadeniz’e akan nehirlerin yardığı Podolya, Orta Rusya ve Volga platoları yer alır. Ayrıca İspanya ve Fransa’nın orta kesimlerinde de geniş platolar bulunur.

OVALAR

Batıda Hollanda ve Belçika’dan başlayıp Rusya Federasyonu’na doğru devam eden geniş ovalar bulunur, Batıdaki ovaların yükseltisi fazla değildir. Hatta Hollanda’nın büyük bir
bölümü deniz seviyesinin altındadır. Almanya içlerine doğru az da olsa yükselir; ve ancak 150 m. ye ulaşır.

Almanya’daki ovalar daha önce buzullarla kaplı olduğu için buzulların getirdiği morenler yaygındır. Büyük akarsular boyunca ve dağ kuşaklan arasında da yer yer geniş ovalar bulunur. Bunlar, Tuna nehri boyunca uzanan Macar ve Eflak ovaları ile İtalya’daki Po ovasıdır.

DENİZ VE KIYILAR

Denizler, Avrupa’yı üç taraftan kuşatmakta ve kıta içine fazlaca sokulmaktadırlar. Kıyı uzunluğu 38.000 Km.yi bulur. Avrupa kıyılarında çok sayıda koy ve körfez bulunmaktadır.

Bu durum, iklime etkisi dışında, kıtanın dışarıya açılan penceresi rolünü oynamaktadır.
Akdeniz kıyıları, Atlantik kıyılarına göre bazı farklılıklar içerir.

Bunlar;

1. Med-cezir genliği, Atlantik kıyılarına göre daha azdır.
2. Nehir ağızları haliç değil deltalar meydana getirmişlerdir.
3. Koylar ve körfezler oldukça fazla sayıdadır.
4. İlk çağlardan beri insanların faydalandığı önemli limanlar bulunmaktadır.
Sonuç olarak Avrupa kıtasının yeryüzü şekillerinde, ana hatlarıyla doğu ve kuzeyde sadelik, batı ve güneyde çeşitlilik göze çarpmaktadır.

AVRUPA’NIN İKLİMİ

Avrupa’da enlem ve denizlerin etkisine bağlı olarak sıcaklık ve yağışın değiştiği farklı iklim tipleri görülür. Avrupa ikliminin başlıca özelliği ılıman olmasıdır. Kuzeyde az bir alan hariç, tamamı orta iklim kuşağında yer alır. Avrupa’da aşırı sıcak ve aşırı soğuklar pek
görülmez.

Kıta’nın batısında denizel, doğuya gidildikçe kısmen karasal iklim etkilidir. Kuzeyde dar alanlı olarak soğuk iklim, güneyde de Akdeniz iklimi görülmektedir. Yıllık ortalama sıcaklık dereceleri, genel olarak kuzeyden güneye doğru artmaktadır. Termik genlik (fark) ise, batıdan doğuya doğru artar ve dolayısıyla doğuda iklim sıcaklık yönünden kontinental bir hal alır.

Yağış miktarı yeryüzü şekillerine bağlıdır. Genel olarak dağ yamaçları fazla yağış alırken, ovalara daha az yağış düşmektedir. Yağış, batıdan doğuya doğru azalır. En fazla yağış,
kuzey bölgelerinde ilkbahar ve yaz mevsiminde, güneyde ve Akdeniz kıyılarında kı mevsiminde düşer. Orta Avrupa’da ise, yağışın mevsimlere göre dağılışı düzenlidir.

Kıtanın kuzeyinde Kutup altı (Subarktik) veya Tunda iklimi hakimdir. Burada yazlar çok kısa sürer, bu dönemde gündüz süresi uzundur.

Orta Avrupa’nın kuzeyinde gündüz süresi 20 saate yaklaşır. 66°33’dan geçen Kuzey Kutup Dairesi’nin kuzey kesimine tekabül eden İskandinavya yarımadası ve Rusya Federasyonunun kuzey kesimlerinde devamlı gündüzlere geçilir.

Karasal iklim, kıtanın denize uzak olan iç, doğu ve kuzey kesimlerinde görülür. Burada kış
dönemi soğuk ve karlı, yazlar sıcak geçer. Yağış çoğunlukla ilkbahar ve yaz döneminde
düşer.

Avrupa’nın Akdeniz’e komşu olan sahalarında Akdeniz iklimi etkilidir. Bu sahalara düşen yıllık toplam yağış miktarı çok farklıdır. Dağların yüksek ve cephelerin geliş yönüne bakan
kesimlerine bol miktarda yağış düşerken dağlar arasındaki oluklar ve İspanya’nın güney kesimi daha az (400-500 mm) yağış almaktadır.

Kıtanın dağlık kesimlerinde ise kışları çok soğuk ve karlı, yazları serin ve kısa süren soğuk iklim görülür. Kar yağışının fazla olduğu İsviçre Alplerinde kayak sporları yapılır.

Avrupa’nın batı sahillerinde Okyanusal İklim etkilidir. Buralarda kışlar ılık ve yazlar serin geçer. Kışların ılık geçmesi Gulf Stream sıcak su akıntısının etkisi ile olur.

Atlas Okyanusunun orta kısmın da batı rüzgarları ile gelen bu akıntılar, kışın hava sıcaklığının düşmesini engeller. Bu nedenle sıcaklık Baltık ve İskandinavya ülkelerinde doğudaki sahalara göre birkaç derece yüksektir. Örneğin aynı paralelde Moskova’da Ocak
ayı ortalama sıcaklığı -10°C iken İskandinavya’nın Kuzey Buz Denizi kıyılarında 0°C. dir.

Başka bir ifade ile Gulf Stream sıcak su akıntısı, Batı Avrupa kıyılarında sıcaklığı karaların iç kısımlarına göre 10°C daha yükseltir.

AVRUPA’NIN TOPRAK TİPLERİ

1. TundraToprağı: Kola yarımadasının kuzeyinde, Kanin yarımadasında, Novaya Zemliya adasında ve Peçora ırmağının denize dökülen bölümlerinde görülmektedir. Toprak donmuş
vaziyettedir.
2. Fazla Podzollu Kuzey Orman Toprağı: İsveç, Finlandiya ve Doğu Avrupa’nın kuzey yarısında yer almaktadır.
3. Az Podzollu Orman Toprağı: Bu toprak tipi, Norveç’in tamamında, İsveç’in güneydoğu
ucunda, Finlandiya’nın güneyinde, Orta Avrupa’nın kuzeyinde ve Doğu Avrupa’nın orta
kesiminde yer almaktadır. Avrupa’da oldukça fazla yer alan bu topraklar, Fransa
sahillerinden Polonya üzerine ve Urallar’a kadar uzanmaktadır.
4. Esmer Orman Toprağı: Bu topraklar genelde Orta Avrupa’nın dağlık bölgelerinde
görülmektedir.
5. Çernozyem: Doğu Avrupa’nın güney yarısında geniş alan kaplamaktadırlar.
6. Kestane Renkli Step Toprağı: Alplerin güneye bakan yamaçlarında ve Anadolu’da yer
almaktadır.
7. Terra-Rossa: Akdeniz kıyılarında görülür.
8. Kuru Steplerin Gri veya Esmer Toprağı: İber yarımadasının güneydoğusunda yer
almaktadır.
9.Tuzlu Topraklar: Hazar denizinin kuzey batısında yer alır.
10. Bataklık Toprakları: Eğimin az olduğu Akarsu yatağı çevrelerinde; Dinyeper nehrinin
yukarı çığırında (Polezya), Volga’nın yukarı çığırında ve Kuzey Avrupa akarsularının aşağı
çığırlarında yer alırlar.

AVRUPA’NIN AKARSU VE GÖLLERİ

Akarsular

Avrupa kıtası, akarsular bakımından zengin ve oldukça sık bir akarsu ağı ile örülmüştür.
Akarsular genelde boylarına göre fazla su taşırlar. Akarsuların boyu ve havzaları ile yeryüzü
şekilleri arasında sıkı bir bağlantı vardır. Bunun neticesi olarak Doğu Avrupa akarsuları,
Batı Avrupa’da yer alan akarsulardan daha uzun ve daha geniş havzaya sahiptirler.
Avrupa akarsuları, havzalarına göre beş ana guruba ayrılabilir;
1. Atlas Okyanusuna dökülenler (Ren, Loire, Sen, Elbe… )
2. Akdeniz ve Karadeniz’e dökülenler (Po, Tuna, Dinyeper,
Dinyestr, Don …)
3. Kuzey Buz Denizi’ne dökülenler (Dvina, Peçora …)
4. Hazar Denizi’ne dökülenler (Volga, Kura, Aras, Ural…)
5. Baltık Denizine dökülenler (Oder ve Vistül…)

Doğu Avrupa akarsularının eğimleri oldukça azdır. Kuzeydoğudaki akarsuların çoğu,
göllere dökülürler. Yükseltinin az olmasından ötürü Doğu ile Kuzeydoğu Avrupa akarsuları
birbirleriyle kanallarla birleştirilmiştir.

Orta ve Batı Avrupa akarsularının eğimleri, dağlık alanlarda oldukça fazladır. Akarsuların
eğimi, ovaya indikten sonra azalır, bir süre sonra da denize dökülürler.
İskandinav dağları ve Güney Avrupa yarımadalarındaki akarsular, dağlık alandan çıkıp,
kısa mesafeden denize dökülürler. Eğimleri fazla olan bu akarsular, zengin birer enerji
kaynağıdırlar. İber yarımadasındaki akarsular ise dağlara ve kıyıya paralel olarak akar ve
dağlardan inen suları toplayarak denize dökülürler.

Avrupa’nın kıtasının hidrografik özellikleri;

Avrupa’da kapalı havza yoktur. Finlandiya’daki göllerle kaplı bölge istisna teşkil
etmektedir. Buradaki göller, Finlandiya körfezine bağlıdır.
2. Diğer kıta akarsularına göre, Avrupa akarsuları daha kısadır ve daha az su taşımaktadır.
Havzaları da pek geniş değildir. Avrupa’nın en büyük akarsuyu, Volga’nın uzunluğu, 3690
km. havzası,1.350.000 km2
ve debisi 9900 m3
/sn.dir.
Akarsuların iki önemli kaynağı; Alpler ve Valday Platosudur.
4.Akarsu rejimlerinde yağış miktarı ve toprak tipi önemli rol oynamaktadır.
5. Akarsular, rejimleri itibariyle her yerde aynı değildir. Örneğin Tuna, yukarı çığırında Alp
dağları şartlarına, aşağı çığırında ise doğu Avrupa şartlarına uyar.
6. Atlas okyanusuna dökülen akarsular, her mevsimin yağışlı olması ve ovada akması
nedeniyle beşeri açıdan önemlidir. Önemli yerleşme merkezleri nehir kenarlarında
kurulmuştur (Paris Sen nehri üzerindedir).
7. Kıtanın büyük bir kısmı fazla yüksek olmadığından akarsuların çoğu ovalardan geçer.
Ural hariç diğer Doğu Avrupa akarsuları tamamen ova akarsularıdır

Göller

Avrupa’da göller, akarsularda olduğu gibi, diğer kıtalara göre çeşitlilik göstermektedir.
7
Yüzölçümü itibariyle büyük göller yoktur fakat, sayıca oldukça fazladır. Göller; balıkçılık
ve turizm açısından büyük bir öneme sahiptir.
İskandinavya yarımadasında İsveç, Norveç ile doğuda Finlandiya’da buzulların aşındırması
ile oluşmuş çok sayıda irili-ufaklı göl bulunur. Özellikle Finlandiya platosunda sayısız
denecek kadar çok göl bulunur. Bu göllerin en büyüğü, Ladoga ve Onega ile Macaristan’da
Balaton’dur.
Göller, Alp sıradağlarının yüksek kısımlarında da yer alır. İsviçre’deki Leman, Zürih,
Konstanz, Cenevre gölleri de, önemli göller arasındadır.

Oluşumlarına göre göller şu şekilde sıralanabilir.

1. Buzul Gölleri: Bu göller Kuzey Avrupa’da yer alırlar. Alan itibariyle küçük olan bu göller
birbirlerine akarsularla bağlanmışlardır. Sadece Finlandiya düzlüğünde 75.000 kadar göl
bulunmaktadır. Bu nedenle Finlandiya’ya “Göller Ülkesi” denmektedir. Bunların en
büyüğünü Saimaa gölü (1761 km².) teşkil eder.
2. Tektonik Göller: Doğu Avrupa’nın kuzeyinde ve İsveç’te yer alırlar. Avrupa’nın büyük
göllerini oluştururlar. Bunlardan Ladoga gölü (17.660 km²), Onega gölü (9.550 km²)
kuzeydoğu Avrupa’da, Vener (5330 km²), Wetter (1900 km²), Melar (1140 km²) İsveç’te yer
almaktadır.
3. Buzul ve tektoniğin ortak etkisiyle oluşan göller: Bunlar Alpler üzerinde bulunurlar.
Alanı küçük olan bu göller Alp dağları büyük yayının iki tarafında sıralanmışlardır.
Yüzölçümleri 100 ile 400 km² arasında değişmektedir (Boden-see 338 km², Maggore 212
km², Como 145 km² gibi).
4. Kısmen tektonik-kısmen karstik göller: Bunlar Güney Avrupa’nın dağlık bölgelerinde yer
almaktadır. Balkanlardaki Yanya, İşkodra, Ohri gölleri bu şekilde oluşmuşlardır.
5. Volkanik Göller: İtalya’daki göller ve Almanya’da, Eiffel’deki Maarlar bu tür göllerdir.
6. Kıyı Gölleri: Atlas Okyanusu ve Akdeniz kıyılarında sıralanmışlardır. Kıyı kordonları ve
akarsu alüvyonlarının birikmesiyle denizden ayrılmış koylar ve Karadeniz’in kuzeyinde
kısmen ağızları kapatılmış vadi ağızları kıyı göllerini oluşturmaktadırlar.
Sonuç olarak; çok sayıdaki Avrupa gölünün toplam yüzölçümü 186.000 km²yi ancak
bulmakta ve kıta alanının ancak % 2’sini oluşturmaktadır

AVRUPA’NIN BİTKİ ÖRTÜSÜ

Avrupa’nın toprak haritası ile bitki örtüsü haritası, hemen hemen birbirlerine
benzemektedir. Avrupa’da, iklim tiplerine bağlı olarak bitki örtüsü de çeşitlenir. Avrupa‘da
kuzeyden güneye doğru dört ana bitki bölgesi vardır.

Bunlar;

1. Tundra kuşağı,
2. Orman kuşağı,
3. Step Kuşağı,
4. Akdeniz Bitki Kuşağı.
Kuzey Avrupa’yı içine alan soğuk bölgelerde ve Tundra kuşağında, likenler, huşlar geniş
yer kaplar. Güneye doğru gidildikçe bodur söğütlere ve cüce huşlar yaygınlaşır. Tundra
kuşağının güneyinde, Konifer ormanları yer alır.

Bu bölgede çeşitli çam türleri, ladin, söğüt ve huşlar yaygındır. Konifer orman kuşağının
güneyinde, türler çeşitlenir ve karışık bir orman halini alır. Özellikle meşe türleri, kayın ve
ıhlamur türleri de görülmektedir.

Okyanusal İklimin etkili olduğu Batı Avrupa’da çoğunlukla kayın, akçaağaç, kızılağaç ve
gürgenlerden oluşan geniş yapraklı ormanlar yer alır.

Avrupa’da tüm Orta Avrupa’yı içine alan geniş topraklar step alanlarını teşkil eder.
Kuzeyden güneye doğru; ağaçlı step, ağaçsız step, çalılık step, tuzlu step şeritler halinde
uzanırlar.

Karasal iklimin görüldüğü kıtanın denize uzak olan iç, doğu ve kuzey kesimlerinde kış
soğuklarına dayanıklı olan sarıçam, köknar ve melezlerden oluşan iğne yapraklılar ormanı
yaygındır. Bu ormanlara tayga denir. Yağış miktarının azaldığı Karadeniz ve Hazar
denizinin kuzeyinde uzun boylu çayırlar görülür.

Avrupa’nın Akdeniz kıyı kuşağında yaz kuraklığına ve sıcaklığa dayanıklı maki toplulukları
hakimdir. Yüksek sahalarda sıcaklığın düşmesine ve yağışın artmasına bağlı olarak
ormanlar görülür. Bu iklim bölgesinde zeytin başta olmak üzere, çeşitli Akdeniz meyve ve
sebzeleri yetiştirilir.

AVRUPA’NIN BEŞERİ VE EKONOMİK ÖZELLİKLERİ

Kıta nüfusu, 700 milyon civarındadır. Nüfusun büyük bölümü şehirlerde yaşamaktadır.
Londra, Paris, Madrid, Berlin, Roma, Viyana, Budapeşte, Münih, Hamburg Avrupa’nın
olduğu kadar dünyanın da önemli metropolleri içindedir.

Nüfus artışı çok azdır. Bazı ülkelerde nüfus azalması vardır. Yaşlı insanların sayısı gittikçe
artmaktadır. Yaklaşık 50 milyon Avrupalı özellikle Amerika ve Okyanusya’ya göç etmiştir.
Batı Avrupa ve İskandinavya ülkelerinde kişi başına düşen milli gelir fazladır; bu nedenle
halkın satın alma gücü ve hayat standardı yüksektir.

NÜFUS

Avrupa, kıtaların en sık nüfuslu olanıdır. Tahmini nüfusun 1650’de 103 milyon, 1750’de
144 milyon, 1850’de 274 milyon, 1950’de 594 milyon olduğu kıtada, nüfus artışı, geçmişten
bugüne hep yüksek seyretmiştir. Artan nüfusun büyük bir bölümü, Yeni dünya kıtalarına
(özellikle Amerika ve Okyanusya) göç etmesine karşın, bugün için kıta nüfusu hayli
yüksektir.
Avrupa’da günümüzde 700 milyon civarında insan yaşar. Nüfus yoğunluğu (km² ye 67 kişi) bakımından Asya’dan sonra ikinci sıradadır. 2. Dünya Savaşı’na kadarki yıllarda, nüfusun artışı doğumlara bağlıdır. Fakat savaş sonrasında, sanayideki hızlı gelişme ve hayat standardının yükselmesiyle, doğum oranı da hızla düşmüştür.

Birçok Avrupa ülkesinde doğuma bağlı nüfus artışı sıfıra yakındır. Kıtanın yıllık ortalama
nüfus artışı ‰ 2 dolayındadır. Bu oran ‰ 18 olan dünya nüfus artışının çok altındadır. Buna bağlı olarak nüfusta yaşlıların oranı ve nüfusun yaş ortalaması yükselmektedir.
Nüfus artışındaki bu olumsuzluğun sonucunda Avrupa ülkeleri genç nüfusa (iş gücüne)
ihtiyaç duymakta ve bu eksikliği yabancı işçi teminiyle gidermektedir.
Bu durum, uzun vadede, Avrupa ülkeleri için önemli sorunlara zemin hazırlamaktadır

Avrupa’daki belli başlı insan toplulukları:

Orta ve Kuzey Avrupa’da yaşayan Germen-Normanlar (Almanlar, İngilizler, Hollandalılar)
ile İskandinavyalılar (İsveç, Norveç ve Danimarkalılar). Bunlar Avrupa nüfusunun
yaklaşık 1/3 ‘ünü oluşturur).

Kıtanın güneyinde yaşayan Latinler (Fransızlar, İtalyanlar, Portekizliler ve İspanyollar),
Doğu ve Orta Avrupa ile Balkan yarımadasının bir bölümünde yaşayan Slavlar (Çek,
Slovak, Sırp, Hırvat, Rus, Bulgar ve Polonyalılar)

Orta Asya’dan Avrupa’ya gelen Türkler, Balkan yarımadası ve onun kuzeyine
yerleşmişlerdir. Bu kökenden gelen insanlar, günümüzde Avrupa’daki Ural-Altay grubunu oluşturmaktadır. Ural-Altay grubunda (Türkler, Macarlar, Finliler,
Estonyalılar) bulunur. Laponlar ise İskandinavya yarımadasının kuzeyinde yaşayan yerlilerdir.

Avrupa’da üç ana dil konuşulur.

Bunlar; Romence, Almanca ve Slavcadır.

  • Latin dil grubundan olan Romence Akdeniz bölgesinde konuşulan ana dil grubudur
  • Bu dil grubunu Fransızca, İtalyanca, İspanyolca ve Portekizce oluşturur.

Kuzey Avrupa’da konuşulan diller Almanca kökenlidir (Hollandaca, Fince).
İngilizce ise Germen grubuna ait olup, Fransızca, Latince ve diğer dillerden alınan
kelimelerin değişik telaffuzu ile ortaya çıkmıştır.

Slav dilleri ise Orta Avrupa’da hakimdir. Rusça, Polonya’ca ve Sırpça bu dil grubu içindedir.
Avrupa’da Hıristiyanlık hakim dindir. Ortodoks, Katolik ve Protestanlık, bu dinin
mezhepleridir.

Katolik mezhebi; İtalya, İspanya, Portekiz, Fransa ve Macaristan’da etkilidir.
Ortodokslar; Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Sırbistan’da yaygındır.
Protestanlar ise Birleşik Krallık, Kuzey Almanya, Hollanda ve Kuzey Avrupa ülkelerinde
çoğunluktadır.

Daha sonra Müslüman ve Yahudiler gelir. 2. Dünya Savaşı’na kadar sayıları daha fazla olan
Yahudilerin, savaştaki can kayıpları ve geriye kalanların İsrail’e göç etmeleri sonucu,
mensupları büyük ölçüde azalmıştır.

Kıtadaki Müslümanları ise, Türk isçiler ve balkanlarda, Osmanlı döneminden kalan
Müslümanlar ve Trakya’daki Türk nüfus oluşturmaktadır.

YERLEŞME

Sanayi devrimi öncesi, Avrupa’da; nüfusun % 80’ine yakını kırsal kesimde yaşıyordu.
Sanayinin gelişmesiyle, kırsal kesimden sanayi merkezlerine büyük göçler olmuş, bunun
sonucunda Avrupa’da, Londra, Paris, Köln, Frankfurt, Berlin gibi şehirlerin nüfusları hızla
artmış, kırsal nüfus ise azalmıştır.. Bugün sık nüfuslu sanayi merkezleri, Londra’dan, Moskova’ya kadar devam eden, düzensiz bir dağılış gösterir.

Büyük Britanya, Hollanda, Danimarka, Almanya gibi ülkelerde nüfusun % 80’den fazlası
şehirlerde yaşamaktadır. Güneydoğu ve Güneybatı Avrupa dışında kalan ülkelerde de bu oran % 50’nin altına düşmez.

Güneydoğu ve güneybatı Avrupa ülkelerinde tarım, sanayi erkinliklerinden önde
olduğundan, kırsal nüfus, nispeten yüksek değerler göstermektedir.

TURİZM

Avrupa, turizm bakımından çok canlıdır. Dünyada ilk defa, İngiltere’nin başkenti
Londra’da bir özel ulaştırma şirketi memurlarına ücretli izin vermiştir. Öğrenci ve
gençlik turizmine ilk defa 1918’de Almanya başlamıştır. Günümüzde, sanayileşmiş
Avrupa ülkeleri, en çok turist gönderen ve kabul eden ülkelerdir.
Turistleri Avrupa’ya çeken etmenler farklıdır;
Kuzey Avrupa ülkelerinde kış sporları,
Orta Avrupa ülkelerinde tarihi eserler ve kültür,
Alp ülkelerinde dağ turizm değerleri büyük rol oynarlar.
Güney Avrupa ülkeleri, turizm değerleri bakımından çok zengindir. Doğal
güzellikler, tarihi eserler, dinlenme ve eğlence yerlerinin bolluğu, Güney Avrupa
ülkelerinin birer turizm bölgesi olmasını sağlamıştır

YÖNETİM

2. Dünya savaşının sonuna kadar Batı Avrupa devletlerinin büyük kısmı totaliter rejimle
yönetilmekteydi (Nazi Almanya’sı ve Mussolini İtalya’sı gibi). Günümüz Avrupa‘sında
ülkelerin çoğu demokratik parlamenter rejimle yönetilmektedir.

Batı Avrupa’daki bazı ülkeler devlet başkanlarını seçimle işbaşına getirmektedir. Örneğin
Fransa, başkanlık sisteminde bir cumhuriyetle yönetilmektedir. Diğer ülkelerde parlamentodaki çoğunluğa göre başbakan seçilmektedir.

Avrupa parlamentosunun siyasi hayatında çok partili demokratik bir sistem mevcuttur.
Ülkeler, birden fazla partinin bir araya gelmesiyle kurulan koalisyon hükümetleri ile de
yönetilebilmektedir.

Batı Avrupa’daki 10 ülke anayasalı monarşi ile idare edilmektedir. Bunların bazıları; Birleşik Krallık, Belçika, İsveç ve Norveç’tir. Bu ülkelerde devlet başkanı kral ya da kraliçedir. Ancak devlet başkanının yönetimdeki etkinliği azdır. Yönetim parlamentonun tasarrufu altındadır. Devlet dairelerine memurların atanması, yabancı devlet başkanlarının karşılanması ve ülkenin dış ülkelerde temsil edilmesi gibi sembolik görevleri yapmaktadır.

Batı Avrupa’daki ülkelerin çoğu vatandaşlarına en iyi hizmeti götürmeyi amaçlamakta,
yaşam standartlarını yükseltmeye çalışmaktadır. işsizlik, hastaların tedavisi ve yaşlıların
bakımı için sigorta sistemleri kurulmuştur. Dünyada refah seviyesi yüksek ve milli geliri
fazla olan ülkelerin çoğu Batı ve Kuzeybatı Avrupa’dadır.

Bazı Avrupa ülkeleri demokrasi; ekonomi ve bazı kültürel konularda dünyayı etkileyen
devrimler yapmışlardır. Ekonomik ve siyasi alanda birlik sağlamak amacıyla Avrupa
Birliği’ni kurmuşlardır. Ülkeler üstü bir yapı kazanan bu birlik 1999’da tek para birimi olan
“Euro” ya geçmiştir.

ULAŞIM

Avrupa, ulaşım için uygun coğrafî koşullara sahiptir. Kuzey Yarımküre’de bütün kıtaların
orta kesiminde ve orta kuşakta yer alması önemli bir özelliktir.
Avrupa’da, su ve denizyolu ulaşımı oldukça gelişmiştir. Ren, Tuna, Elbe ve Volga nehirleri
ve bu nehirleri birbirlerine bağlayan kanallar, kara içi büyük su yolu sistemini oluştururlar.
Baltık Denizi, Karadeniz ve Hazar Denizi su yollarıyla birbirlerine bağlı durumdadır.
Kıtanın kuzey, batı ve güneyinin denizlerle çevrili olması, kıyıların çok girintili çıkıntılı
olması, çok sayıda doğal limanın yer almasına ve denizyolu ulaşımının gelişmesine yol
açmıştır. Hamburg, Rotterdam, Anvers, Le Havre gibi Dünya’nın büyük limanları bu kıtadadır.

Kıtada, demir yolu ulaşımı çok gelişmiştir. Demiryolunun dünyada ilk defa 1825 yılında
İngiltere’de faaliyete geçmesi, bu ulaşım sektörünün, Avrupa’da diğer kıtalara göre daha
önce ve daha hızlı gelişmesini sağlamıştır. Bugün Avrupa’daki şehirler ve sanayi merkezleri
birbirlerine demiryollarıyla bağlantılıdır. Avrupa’da karayolu ulaşımının tarihçesi Neolitik’e kadar uzanır. Dünyada ilk modern karayolu yapımı, 19. yüzyılda İngiltere’de başlamıştır. Yine modern bir otoyolun ilk olarak yapıldığı ülke Almanya’dır.

Avrupa’da, havayolu ulaşım sistemi de oldukça gelişmiştir. İlk ticari hava seferlerinin 1919
da, Fransa’da başlaması, bu gelişmenin kaynağı olmuştur. Kıtada Frankfurt, Paris, Madrid
gibi çok modern hava alanları bulunmaktadır.

SANAYİ

Sanayileşme için gerekli enerji kaynakları, hammadde, teknik ve vasıflı işçi, sermaye, pazar
ve kolay ulaşım şartlarının varlığı, Avrupa kıtasının, sanayi devrimini erken yapmasını
sağlamıştır.
Dünyada sanayileşme önce Batı Avrupa’da, İngiltere’de başlamış, buradan Kuzey Amerika
ve diğer ülkelere yayılmıştır.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da önemli siyasi ve ekonomik gruplaşmalar olmuştur.
Bunlardan biri Sovyet politikalarına karşı kurulan NATO ülkelerinin temsil ettiği Batı
Bloğu, diğeri ise Sovyetler Birliği’nin güdümünde Polonya, Romanya, Bulgaristan,
Macaristan ve Çekoslovakya’nın oluşturduğu Varşova Paktı veya Doğu Bloğu’dur.
Bu blok, 1991 yılında dağılmış; Avrupa’nın siyasi ve ekonomik yapısı, yeniden değişim
sürecine girmiştir.

Günümüzde eski Varşova Paktı üyeleri ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’nden ayrılan
ülkeler. Batı Avrupa’nın uyguladığı serbest piyasa ekonomisine geçme çabası içindedir.
Kıtada bazı sanayi kolları çok ileridir. Otomobil (Almanya, Fransa, İtalya…) sanayinde ileri
olup dünya üretiminin üçte birini gerçekleştirir. Diğer gelişmiş sanayi kolları; gemi, uçak, silah, elektrikli makine, bilgi işlem makineleri, ölçü ve tartı aletleridir.

Bu sanayi alanında ABD ve Japonya İle rekabet halindedir. Kimya, petrokimya, tekstil,
seramik ve cam ürünleri üretimi de fazladır.

MADENCİLİK VE ENERJİ KAYNAKLARI

Avrupa, madenler bakımından zengin bir kıtadır. Demir, kobalt, volfram, vanadyum, krom, nikel, molibden ve manganez rezervleri fazladır. Demir, Rusya’nın Kola yarımadası ve Karelya, Merkezi Rusya, Ukrayna, Kırım, Kafkaslar, Fransa, Lüksemburg, Belçika, Almanya, İngiltere, İsveç, Norveç ve Finlandiya’da bulunmaktadır. Rusya, Fransa ve İsveç rezerv bakımından ilk üç sırayı alır

TARIM

Avrupa, tarımında ileri teknoloji kullanarak birim sahadan alınan verimi çok artırmıştır.
Örneğin, bir hektardan üretilen buğday, Türkiye’de 2 ton, Hollanda’da 4 tondur.
Fransa, Hollanda, Almanya ve İtalya, tarım alanında da ileri ülkelerdir. Batı Avrupa, Baltık ve İskandinav ülkelerinde bol miktarda hayvansal ürün üretilir.

Avrupa yüzölçümünün % 30’unda tarım yapılmaktadır. Tarım yapılan toprakların oranı
ülkeden ülkeye büyük değişiklikler gösterir. Bu oran Danimarka’da % 70, İzlanda’da ise %
1 kadardır.

Dünyadaki hayvan sayıları incelendiğinde, Avrupa diğer kıtalara göre düşük değerler
gösterir. Ancak hayvancılıkta kaydedilen gelişmeler, et ve süt üretimini artırmıştır. Bu
sebeple, Avrupa dünya et üretiminin % 30’una yakınını karşılamaktadır.

Orta ve Kuzey Avrupa ülkelerinde sığır ve domuz, Güney Avrupa ülkelerinde, koyun ve
keçi besiciliği ön plandadır. Ziraat ile hayvancılığın birlikte yapıldığı çiftlikler yaygındır.

44 milyon km2 ile Dünyanın en büyük kıtasıdır. Ural Dağları ile Avrupa’dan, Kızıldeniz ve Süveyş kanalıyla Afrika’dan ayrılır. Amerika ile birbirine en çok yaklaştığı yer kuzey doğuda Bering Boğazıdır. Dünya nüfusunun yarısından fazlası Asya’da yaşamaktadır.

ASYA

Asya 44 391 163 km²’lik yüz ölçümü ile dünyanın en büyük, 1010 m’lik ortalama
yükseltisiyle de dünyanın en yüksek kıtasıdır. Bu yükseltide, dünyanın en yüksek zirvelerini barındıran Himalaya Dağları’nın payı büyüktür.

Asya, kuzey-güney doğrultusunda 8 490 km genişliğindedir. Kıtanın en kuzeyinde,
Rusya’da Çelyuskin Burnu (77° 42′ K paraleli) yer alırken, en güneyinde, Malakka
Yarımadasındaki Buru Burnu (1° 14′ K paraleli) bulunur. Adaları esas aldığımız taktirde,
Severneya Zemlya adası (81° 16′ K paraleli) ile Endonezya’ya bağlı Rudi Adaları (11° 00′
G paraleli) arasında 10 245 km’dir.

Kıta doğu batı doğrultusunda; Türkiye’nin de en batı ucu olan Gökçeada’nın Avlaka Burnu
(25° 38′ D meridyeni) ile Çukçi Yarımadasında Dejnev Burnu (169° 40′ D meridyeni)
arasında 8 200 km’dir.

Asya, kuzeyden Kuzey Buz Denizi ile sınırlıdır. Kuzey doğuda, Bering Boğazı ile
Amerika’dan ayrılmaktadır. Kıta, doğuda Büyük Okyanus ile sınırlanır. Ancak kıyı açıklarında kuzey-güney doğrultulu ada ve takım ada yayları yer almaktadır. Burada; Aleut, Japon, Bonin ve Mariana derin deniz çukurluklarından geçen ve “Andezit Hattı” adı verilen çizginin batısındaki bölge ile oradaki adalar Asya ana karasına aittir.

Kıtanın güneydoğu sınırı olarak, Sunda Adaları ile Arafura Denizi arasından geçen hat sınır
olarak kabul edilmekte, Kıtayı güneyden Hint Okyanusu sınırlandırmaktadır. Asya’nın batısı için en çok kabul edilen sınır; Ural Dağları, Ural Nehri, Maniç Oluğu, Karadeniz, Boğazlar, Ege Denizi, Akdeniz, Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz üzerinden çekilen hattır. Bu hattın doğusundaki Anadolu ve Kafkaslar Asya’dan sayılırken Trakya Avrupa’ya dahil edilmektedir.

Asya ülkeleri; Uzakdoğu Asya, Güneydoğu Asya, Güney Asya, Orta Asya, Kafkas ülkeleri
ve Güneybatı Asya ülkeleri gibi gruplara ayrılmaktadır

ASYA’NIN FİZİKİ ÖZELLİKLERİ

Asya; en geniş (44.391.163 km²) ve ortalama yükseltisi en fazla olan (1010 m) kıtadır.
Ayrıca dünyanın en yüksek tepesi (Everest 8848 m), en büyük gölü (Hazar), en derin gölü
(Baykal), deniz seviyesinden en alçak yeri (Lut Gölü, göl yüzeyi -392 m), ve en alçak
havzası (Turfan Havzası-154 m) Asya kıtasında bulunmaktadır.
Asya kıtasında, yüksek dağlar, geniş platolar ve ovalar bulunur. Kıtanın güney kesimi, AlpHimalaya
dağ kuşağı içinde yer alır. Bu dağlar, birkaç kol halinde batıda Anadolu’dan başlar, güneydoğuda Malay takımadalarına kadar uzanır. Dünyadaki en yüksek ve en geniş
saha kaplayan, Tibet platosu da Asya’dadır.

Kıtada bol alüvyon taşıyan akarsular, büyük deltalar oluşturmuştur, iç kısımda dağlarla
çevrili geniş ovalar bulunur. Burada yağış çok az olduğu için çöller oluşmuştur. Bunlar;
Hazar denizinin doğusunda Karakum, Aral gölü çevresinde Kızılkum, Karanlık-Altay
dağları arasındaki Taklamakan ve doğudaki Gobi çölleridir.

Kıtanın güney kesiminde ekvatoral iklim, Hindistan Yarımadası ile Çin’in güneyinde muson
iklimi görülür. Asya’nın iç ve kuzey kesiminde karasal iklim hüküm sürer. Burada bozkırlar
yaygındır. Kuzeyde yazı yağışlı, kışı soğuk geçen nemli karasal iklim etkilidir. Bu alanda
daha çok tayga ormanları yer alır.

Sibirya’nın kuzeyinde yazın yağışların arttığı, kışın azaldığı soğuk iklim etkilidir. Kuzey Buz denizi kıyılarında ise Kutup altı (subarktik) iklim hüküm sürer. Burada kısa yaz döneminde yetişen otsu bitkiler ve cüce çalılar ile bataklıklarda yosunlar (tundra bitkileri) bulunur.

ASYA’NIN BEŞERİ VE EKONOMİK ÖZELLİKLERİ

Asya; 3.5 milyarı aşan nüfusu ile en kalabalık kıtadır. Dünyanın en kalabalık ülkesi, Çin
(1,300,000,000) bu kıtada yer almaktadır.

İslamiyet, Hıristiyanlık ve Musevilik dinleri, Güneybatı Asya’da ortaya çıkmıştır. Yine
geniş kitlelere hitap eden Budizm ve Hinduizm de Asya kökenli dinlerdir.

Asya aynı zamanda medeniyetler beşiğidir. Türk, Çin ve Hint medeniyetleri bu kıtada
binlerce yıldır varlıklarını devam ettirmektedirler. Kıtada 100’den fazla dil konuşulmaktadır. Kıtanın doğusunda sarı, güney kısmındaki adalarda siyah geri kalan kısımlarında ise beyazlar yaşamaktadırlar.

Kıtanın önemli tarım ürünlerini; pirinç, çay, jüt, kenevir, pamuk, şeker kamışı, tütün ve
ekvatoral ormanlarda kauçuk, palmiye yağı oluşturur. Dünya pirinç, çay ve pamuk
üretiminin % 90 kadarı bu kıtaya aittir. Buradaki ormanlardan bol miktarda kereste üretilir.

Kıta maden yatakları yönünden zengindir. Petrol, kömür, kalay, demir, bakır önemli
madenler arasındadır.

Nüfusun büyük çoğunluğu kıtanın güney ve doğusundaki akarsu boylarındaki verimli
ovalarda yaşamaktadır.

1.3 milyar nüfuslu Çin Halk Cumhuriyeti ve 1 milyarı aşan nüfusu ile Hindistan 6.7 milyar
olan dünya nüfusunun büyük kısmını oluşturur. Kıtada, nüfus artışı fazla, okuma yazma oranı düşüktür. Halkın geçimi genellikle tarıma dayanır.

Sanayide ileri gitmiş ülkelerin (Japonya, Güney Kore, Endonezya, Singapur) yanında, halkı
çok fakir, işsizlik oranı fazla olan ülkeler (Bangladeş, Kamboçya, Laos, Vietnam vs.)
bulunur.

Singapur, Güney Kore, Hong Kong, Tayvan hızlı bir gelişme gösterdiği için Asya’nın Dört
Kaplanı olarak isimlendirilmiştir.

Özellikle Singapur ve Çin Halk Cumhuriyeti içinde özerk bir statüde bulunan Hong Kong,
serbest ticaret bölgesi olması nedeniyle Asya’da Japonya’dan sonra en fazla ihracat ve ithalât yapan ülkeler arasına girmiştir.

Bu ülkeler ile Tayvan ve Güney Kore’de ucuz işçiliğe dayalı olarak hafif sanayi kollarında
da büyük gelişme olmuştur. Gelişmiş ülkelerin ürettiği elektrikli ve elektronik ürünlerin
bazı parçaları bu ülkelerde imal edilmektedir.

Son yıllarda büyük ilerleme kaydeden Çin, sanayi ve ticaret alanında gelişmiş ülkelerle
rekabet edebilecek düzeye ulaşmıştır.

1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması ile bağımsızlığını kazanan Orta Asya Türk
Cumhuriyetleri, zengin doğal kaynakları ile gelişme potansiyeline sahiptir. Bu ülkelerin
önünde bulunan en büyük engel henüz, çağdaş teknoloji ile üretim yapamamalarıdır.

Asya’nın en önemli sorunu, nüfus artışı ile doğal dengenin korunmasındaki güçlüklerdir.

Malezya, Endonezya ve Hindistan’daki ekvatoral ormanlarda tahrip devam etmektedir.
Erozyon en önemli sorunlar arasındadır.

Pakistan, Çin, Hindistan, Myanmar, Kamboçya ve Laos en fazla erozyonun görüldüğü
ülkelerdir.

DOĞU ASYA ÜLKELERİ

Bu geniş bölgenin ülkeleri arasında; Japonya dışında sanayileşme sürecine giren ülkeler,
Güney Kore, Tayvan, Endonezya, Singapur ve Tayland’dır.
Çin, düşük doğum ve yüksek okuma yazma oranına sahip ayrı bir ülkedir;
Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Bhutan, Nepal, Kamboçya, Myanmar, Laos, Vietnam,
Filipinler ve Sri Lanka (Seylan) ise nüfus artışı fazla, tarımda çalışan nüfusu yüksek
(nüfusun 3/4’ü) ve milli geliri düşük fakir ülkelerdir.

Buradaki ülkelerin ekonomik sistemleri çok farklıdır. Çin kendine özgü devletçilik
ekonomisi; Tayland, Güney Kore, Japonya, Singapur serbest piyasa ekonomisi kurallarına
göre işleyen ayrı bir ekonomiye sahiptir.

Çin-Hindi yarımadasındaki ülkelerde geçim ekonomisi hakim olup buradaki nüfusun
büyük bölümü tarımda çalışır, geleneksel el sanatları ve bundan doğan ticari bir yapı da
görülür. Nüfusun az bir bölümü kentlerde yaşar ve sanayide çalışır.
Bölgede, Japonya, Tayland ve Moğolistan dışındaki ülkelerin çoğu yüzyılı aşkın süre
Batılıların sömürgesi olmuştur.

Geçimi tarıma dayanan ülkelerde hızla artan nüfusa bağlı olarak tarım arazileri sürekli
parçalanmakta, yoksulluk ve işsizlik sonucu kentlere göç olmaktadır.

Dünyadaki 100 bin nüfuslu kentleri üçte biri bu bölgede bulunmaktadır. Şehir nüfusu ise
toplam nüfusun dörtte birini oluşturmaktadır. 1950’lerde nüfusu beş milyonun üzerinde altı
kent varken bu sayı 2000’li yıllarda 18’i aşmıştır.

Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Vietnam, Kamboçya, Laos gibi ülkelerin en önemli sorunu
nüfus artışıdır.

Çin, Hindistan ve Endonezya dünyanın en kalabalık ülkeleri arasındadır. Bu üç ülkedeki
nüfus, dünya nüfusunun yarısına yakındır. Doğumların % 60 kadarı bu ülkelerde
olmaktadır.

Nüfus artışı ile ilgili asıl sorun beslenmedir. Örneğin, Hindistan nüfusu yılda, 17-18 milyon
artmakta, gıda ürünleri ise artmamaktadır. Bu durum yetersiz beslenmeye neden
olmaktadır.

Dünyadaki 1 milyar yetersiz beslenen nüfusun dörtte üçü Asya’dadır. Bu ülkelerde yaş
piramidi üçgen şeklinde olup çocuk ve genç yaştaki nüfus fazladır. Nüfusun yaklaşık
yarısını 15 yaşın altındaki çocuklar oluşturmaktadır.

Hızlı nüfus artışı; halkın barınma, beslenme, eğitim ve tedavi hizmetlerini engellemekte
hatta, fazla nüfus artışı hayat standartlarında gerilemeye neden olmaktadır.

Geri kalmış ülkelerde % 18 kadar olan işsiz nüfusun yakın zamanda üçte bire ulaşabileceği
tahmin edilmektedir.

Bölgede, kırsal alanlardan kentlere doğru büyük bir göç olmaktadır. Örneğin, 1950’de
nüfusu 4,5 milyon olan Kalküta, 2007’de 15 milyona ulaşmıştır. Nüfusu 1960’da 4 milyon
olan Pekin, 13 milyona, 1960’da 6 milyon nüfusu olan Şanghay 17 milyona çıkmıştır.

Bu durum kentlerde yoksul ve evsiz insanların çoğalmasına neden olmaktadır. Örneğin
Kalküta’da yarım milyon nüfus; suyu, elektriği, kanalizasyonu olmayan meskenlerde
yaşamaktadır.

Bu ülkeler içinde Çin’de etkili olarak hızlı nüfus artışına karşı son yıllarda önemli tedbirler
alınmış, kısırlaştırma dahil, parasız ve az paralı doğum kontrolü ilaçları verilmekte, basın yayın aracılığı ile propagandalar yapılmaktadır. Çin’de her aileye bir çocuk programı
uygulanmaktadır.

İKLİM

Bölgede, tropikal iklimden, subarktik iklime, kurak iklimden tropikal savan iklimine kadar
farklı iklim tipleri görülür.

Hindistan’ın batısı, Malay (Malakka) Yarımadası, Filipinler, Endonezya ve Malezya nemli
tropikal (ekvatoral) iklimin etkisi altındadır. Burada yıllık ortalama sıcaklık 21 °C
dolayındadır, tüm ayların yağışlı geçtiği yerlerde tropikal yağmur ormanları yer alır.

Hindistan Yarımadası ve Güneydoğu Asya’da kışı kurak-yazı yağışlı muson iklimi etkilidir.
Muson yağışları, tarım üzerinde son derece etkilidir.

Güney Asya’nın muson bölgesi, bu yağışlar ile nispeten serinler. Örneğin Hindistan’ın
güneyi ile Çin-Hindi yarımadasının ovalarında şubat-nisan arasında 35°C‘yi aşan sıcaklık,
Muson yağmurlarının başlaması ile etkisini azaltır.

Vietnam’ın kuzeyi, Ganj ovasının büyük bölümü, Çin’in güney ve güneydoğu kesimlerinde,
yazın sıcaklığın yükseldiği (26 °C), kışın ılık geçtiği nemli subtropikal iklim görülür. Yıllık
yağış ortalaması 750-1000 mm dolayındadır.

Japon adalarının güney kesimi, nemli subtropikal iklimin etkisi altındadır. Bu sahaların
kuzey kesiminde yazı sıcak nemli karasal iklim görülür.

Hindistan’ın batısı ile Pakistan’ın güneyi (Tar çölü) Moğolistan ve Çin arasında (Gobi çölü)
kurak iklime bağlı olarak çöllere geçilir.

DOĞAL KAYNAKLAR

Güneydoğu Asya‘nın önemli madenleri; demir, kalay, tungsten ve petroldür. Dünya ölçüsünde kaliteli demir yatakları, Hindistan‘da, özellikle Kalküta’nın batısında ve
Çin’de (Mançurya’da) bulunmaktadır. Demir yatakları, demir-çelik sanayiinin gelişmesini
sağlamıştır. Zengin sayılacak demir yatakları, Malay yarımadasında ve Vietnam’ın
kuzeyinde de bulunur.

Çin’in Mançurya bölgesinde ve Hindistan’da zengin kömür yatakları yer alır.

Dünyadaki önemli kalay yatakları, Kuzey ve Güney Çin, Malay Yarımadası ve Endonezya’da bulunur. Petrol yatakları ise Çin, Borneo adasındaki Brunei, Endonezya, Hindistan ve Malezya’dadır.

Diğer Önemli maden yataklarından krom, Güney Hindistan ve Filipinler’de; nikel Selebes
adasında (Endonezya), bakır Hindistan’da bulunur.

KÜLTÜREL ÖZELLİKLERİ

Güney ve Güneydoğu Asya’da, farklı kültürlere sahip etnik topluluklar yaşamaktadır. Genel
olarak Hindistan, Pakistan ve Bangladeş doğu grubuna dahil edilen Causoid; Güneydoğu
Asya’da Malay; Çin, Moğolistan Mongoloid’lerin yaygın olduğu bölgelerdir. Buradaki devletlerin idari, siyasi ve ekonomik yapıları da çok değişiktir. Asya’da başlıca din gruplarını; İslamiyet, Hinduizm, Budizm, Hıristiyanlık ve Konfiçyüzim oluşturur.

Budizm, Nepal’da ortaya atılan ve dört esasa dayanan bir dindir. Bu dini inanışta; insanın
varlığının acı olduğuna, acının kaynağının arzu olduğuna, arzunun yenilmesiyle acının
üstesinden gelinebilineceğine, arzuyu yenmenin bir çok yolları olduğuna inanılmaktadır.
Acının yenilmesinin; doğru görüş, doğru karar, doğru, gerçek ve iyi söz, doğru davranış,
doğru iş, doğru çaba, doğru bellek veya dikkat, iç huzuru vb. ile olacağı belirtilmektedir.
Hinduizm; Hindistan’da yaygın olan, karmaşık bir dindir.

Çok sayıda tapınakları ve törenleri vardır. Bu dinde, bir ana tanrı ve buna bağlı diğer tanrılara inanılır. Bu dinin Hindistan kültüründeki önemli etkisi, sosyal sınıflandırmayı oluşturan kast sistemidir. Bir kastta olan veya doğan kimse diğer bir kasta geçemez. Hindistan’da, 1947’deki bağımsızlıktan sonra kast sistemlerinin geçerli sayılmaması benimsenmiştir. Buna rağmen kastlar hala ayrı toplumlar halindedir. Bir kastın içtiği su, çocuklarını gönderdikleri okullar bile diğerinden ayrıdır.

Konfüçyüs’çülük, M.Ö. 1. yüzyılın ortalarında yaşamış Çinli filozof ve siyaset bilimcisi
Konfüçyüs’ün erdem, iyilik, acıma, sevgi, başkalarının mallarına saygı duymayı, herkesin
toplumsal konumunu göz önünde tutmayı yeğleyen felsefi akıma dayanan bir inançtır.
Taoizm, doğaya uygun davranışı, mistik ve metafizik yaşantıyı, yönetimde müdahaleden
kaçınmayı ve toplumsal yaşamada ilkelliği savunan düşünce ve inanç sistemidir.

TARIM SİSTEMİ

Güneydoğu Asya’da üç ana tarım sistemi vardır:
Emek yoğun (kültivasyon) sistemi; Bu tarımsal sistem tamamen el emeği ve hayvan gücü
ile olmaktadır. Yani ürünün tarlaya ekimi, işlenmesi, ayıklanması, temizliği, taşınması ve
dağıtımı insan ve hayvan gücüne dayanır. Çoğunlukla pirinç üretiminin yapıldığı Güney ve
Güneydoğu Asya’da halkın büyük bir bölümü bu sistem ile geçimini sağlamaktadır. Tarım
alanları çok küçük parçalar halinde olup, “bahçe tipi tarım” adı da verilir.

Plantasyon tarımı; Güneydoğu Asya’da ve Hindistan’ın alçak arazilerinde uygulanır.
Batılıların etkin olduğu dönemde geliştirilmiştir. Bu yöntemle geniş sahalarda kauçuk ve
çay üretimi yapılmaktadır. Hindistan’da uygulanan “Yeşil Devrim” ile makine kullanılması
ve verimi yüksek kaliteli tohumların ekimine başlanmıştır. Plantasyon tarımını büyük
şirketler yapmaktadır. Buralarda üretilen ürünlerin bir bölümü ihraç edilmektedir.
Göçebe tarım sistemi;

Bu sistem, arazinin sürekli tarıma uygun olmadığı savan ve tropikal yağmur ormanlarında uygulanır. Tarıma açılan alan, birkaç yıl tarım yapıldıktan sonra terk edilir, başka bir yerde tarım yapılmaya başlanır. Bu sistemin uygulandığı yerlerde ormanlar, yağmurlu mevsimden önce kesilir ve ateşe verilir. Böylece ormanlık alanlar tarlalara dönüştürülür. Göçebe tarım sisteminin uygulandığı, Vietnam, Kamboçya, Laos, Malezya ve Endonezya’da orman alanları giderek azalmaktadır.

GÜNEYDOĞU ASYA ÜLKELERİ

Asya’nın güneydoğusunda, binlerce ada üzerinde kurulmuş Malezya, Endonezya, Filipinler,
Singapur ve Brunei ülkelerini kapsar. Büyük adalarda yüksekliği 3000 m.yi aşan dağlar
bulunur. Sık sık deprem ve volkanik faaliyetler olur. Bölgede her mevsimi yağışlı ve aylık
ortalama sıcaklık değişiminin az olduğu ekvatoral iklim hüküm sürer.

Halkın büyük bölümü Müslüman’dır. Nüfus büyük adalarda, özellikle Cava’da toplanmıştır.
Çok farklı kültürler ve geçimini hala avcılıkla sağlayan toplumlar yaşar. Önemli doğal
kaynaklarını petrol, doğal gaz, kalay ve ormanlar oluşturur.

Uzun süre sömürge olan bu ülkelerin doğal kaynakları, batılı ülkelerce işletilmiş ancak, son
yıllarda sanayi alanında hızlı bir gelişme sürecine girilmiştir.

GÜNEY ASYA ÜLKELERİ

Güney Asya’daki ülkelerini Hint Okyanusu ile kıyısı olan Pakistan, Hindistan, Sri Lanka ve
Bangladeş ile Himalaya dağlarının eteklerindeki Nepal ve Bhutan oluşturur.

Kuzeyde Himalaya dağları, güneye doğru Hint Okyanusuna sokulan Hindistan Yarımadası
ve bunun doğusunda Ganj, batısında Indus nehirlerinin oluşturduğu büyük deltalar bulunur.

Hindistan Bölgesi, gerek coğrafi ve gerekse jeopolitik açıdan önemli bir yere sahiptir. Bu
bölgeden Pasifik Okyanusu’na, Hint Okyanusu’ndan Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı aracılığı
ile Akdeniz’e bağlantı sağlanır.

Bölgenin büyük ülkesi, Hindistan’da farklı dini inançta olan toplumlar bir arada yaşarlar.
Fakat, Hindistan ve Pakistan arasında Keşmir bölgesinde ve Çin-Hint sınırında zaman
zaman sınır anlaşmazlığından dolayı çatışmalar olmaktadır.

ORTA ASYA

Batıda Hazar gölü-Ural dağları, kuzeyde Kırgız bozkırları-Altay dağları, doğuda Çin Halk
Cumhuriyeti sınırları içindeki Doğu Türkistan, güneyde Tibet platosu, Karakurum –
Hindukuş – Kopet dağları ile çevrili olan ve Asya kıtasının kabaca ortasındaki sahaya Orta
Asya denilmektedir.

Bölgede 1991’de Sovyetler Birliğinin dağılması ile bağımsızlığını kazanan Kazakistan,
Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan ile Çin Halk Cumhuriyeti içinde özerk
bir bölge olan Uygur-Sincan (DoğuTürkistan) bulunmaktadır.

Orta Asya; coğrafi konumu ve tarih boyunca Türklerin yaşadığı, Türk devletlerinin
kurulduğu Doğu ve Batı kültürleri arasında adeta bir köprü olmasından dolayı önemli bir
yere sahiptir.

Buradaki Türkler Güneybatı Asya ve Avrupa ortalarına kadar uzanan kültürel yapıda
önemli izler bırakmıştır. Bilhassa Çin’den başlayarak Akdeniz ve Karadeniz kıyılarına kadar
ulaşan ipek Yolu, Doğu ile Batı kültür ve medeniyetleri üzerinde etkili olmuştur.

Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ı içine alan Orta Asya 5,8
milyon km², Doğu Türkistan’la ile birlikte 7,5 milyon km² yüzölçümündedir.

Orta Asya’da bozkırlar ve çöllerin yer aldığı geniş düzlükler, yüksekliği yer yer 7000 m’yi
aşan sıradağlar ve bunların arasına yerleşmiş büyük çukur sahalar ve göller yer almaktadır.

Orta Asya bütünüyle kapalı bir havzadır. Kendi içinde üç büyük kapalı havzaya ayrılır.
Bunlar, batıda Hazar gölü, Balkaş gölü, doğuda Altay ve Tanrı dağları arasında Çungarya,
Tanrı-Altın ve Karakurum dağları arasındaki Tarım havzalarıdır.

Orta Asya’nın iki önemli akarsuyu olan Ceyhun (Amu Derya) ve Seyhun (Sri Derya) Aral
gölüne dökülmekte, Tarım nehri ise Tarım havzasındaki kumullar içinde kaybolmaktadır.
Bu nehirlerden özellikle Seyhun ve Ceyhun’un geçtiği yerler ve kanallarla sulanan alanlarda sulu tarım yapılmakta, başta pamuk olmak üzere bol miktarda tarım ürünleri üretilmektedir.

KAFKAS ÜLKELERİ

Kafkas ülkeleri, Karadeniz ile Hazar denizi arasındaki Kafkas dağlarının uzandığı
sahadadır. Burada, batıda Gürcistan, doğuda Azerbaycan ve güneyde Ermenistan bulunur.
Kuzeyde, Rusya Federasyonuna bağlı çok sayıda özerk cumhuriyet vardır. Kuzeybatı-
güneydoğu yönünde uzanan Kafkas dağlarının yüksekliği yer yer 5000 m’yi aşar. Üst
kısımları buzullarla kaplı olan dağ yamaçlarında gür ormanlar görülür. Karadeniz ile Hazar
Gölü arasında tarım topraklarının geniş yer kapladığı Kura oluğu uzanır. Kaynağını
Türkiye’den alan Kura nehri buradan geçerek Hazar denizine dökülür

GÜNEYBATI ASYA ÜLKELERİ

Basra Körfezi ve çevresi, dünyanın en önemli petrol bölgesidir. İran, Irak, Suudi Arabistan,
Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt, bölgedeki petrol yataklarının % 90’ına
sahiptir.

Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan’daki petrol yatakları büyük ölçüde batılı şirketler
aracılığı ile işletilmektedir. Diğer ülkelerin çoğu genelde fakir, doğum oranı yüksek, okuma yazma bilmeyenler fazladır. Sanayi fazla gelişmemiş ve çoğunlukla, geçim tarıma dayanmaktadır.

İran, Pakistan, Mısır, Ürdün, Suriye ve Lübnan’da işsizlik fazla olup, nüfusun bir
bölümü, petrol zengini Körfez ülkelerinde çalışmaktadır.

Güneybatı Asya ülkelerinin çoğu monarşi ve askerî yönetimle idare edilmektedir. Aynı
zamanda sıcak çatışmaların çıktığı bir bölgedir. Iran-Irak, Irak-Kuveyt, İsrail ile Filistin,
Suriye, Ürdün, Lübnan ve Mısır arasındaki çatışmalar, örnek olarak verilebilir…

İsrail’in; Filistin, Lübnan ve Ürdün’de işgal ettiği topraklar, bölgedeki önemli bir
huzursuzluk kaynağıdır. Bölgede; Araplar arasında birliğin sağlanamaması, çeşitli terör
örgütlerinin bazı ülkelerde üstlenmiş olması ve İsrail’in istilacı tutumu asıl sorunları
oluşturmaktadır.

  • 30 milyon km2 yüzölçümü ile ikinci büyük kıtadır.
  • Kıtanın büyük kısmı Tropikal kuşakta yer alır.
  • Ekvatorun kuzey ve güneyinde yer aldığından yaz ve kış mevsimlerini beraber yaşar.
    (kuzeyi yaz, güneyi kış)
  • Hem kuzey hem de güneyinde Akdeniz iklimi görülür.
  • Nüfus artış oranının en fazla olduğu kıtadır.
  • Kuzey kesimlerinde çöl ikliminden dolayı nüfus yoğunluğu azdır.
  • Altın, fosfat ve elmas bakımından en zengin kıtadır.

Afrika Kıtasının Genel Özellikleri

  • Eski dünya kıtalarından biri olan Afrika, 30.330.000 km2 ile Asya’dan sonra ikinci büyük kıtadır.
  • 37° kuzey ve 35° güney enlemleri ile 17° batı ve 52° doğu boylamları arasında uzanır.
  • Afrika’yı Avrasya’dan ayıran sınır; Cebelitarık boğazı, Akdeniz, Süveyş kanalı,
  • Süveyş körfezi, Kızıldeniz ve Aden körfezinden geçer.
  • Batıdan Atlas okyanusu, güney ve güneydoğudan Hint okyanusu ile çevrilmiştir

Büyük koylardan neredeyse tamamen yoksun olan Afrika kıtası kıyılarının toplam uzunluğu
30.000 Km. kadardır..

Kıta açıklarındaki adaların sayısı birkaçı geçmez. Bunların başında dünyanın en büyük
adalarından olan Madagaskar gelir.

Dünya karalarının 1/5’ini kaplayan Afrika, her iki dönencenin üzerinden geçtiği tek kıtadır.
Afrika bu bakımdan geniş bir tropikal kuşağı içine alır.

Kıta, coğrafi yönden üç büyük üniteye ayrılır;

  • Kuzey Afrika
  • Orta Afrika
  • Güney Afrika

Kıtanın kuzeyi, diğer bir ifade ile Akdeniz kıyıları Mısır, Libya, Tunus, Cezayir ve Fas
ülkelerini içine alır.

Büyük Sahra’dan başlayıp, Zambezi nehri vadisine kadar olan kesim Orta Afrika’dır ve 40’a yakın ülkeyi kapsar.

Güney Afrika ise kabaca Zambezi nehrinin güneyinde kalan bölümdür. Madagaskar adası da bu bölümde ele alınır.

Kıtanın Doğal Özellikleri

Eski Gondwana kıtasının bir parçası olan Afrika, esas itibariyle çok eski (Prekambriyen)
kayaçlardan oluşmuş, sert ve kütlesel bir kıtadır.

Yeryüzü şekilleri oldukça sadedir. Büyük bir bölümü doğuda daha yüksek, batıya doğru alçalan ve birbirini izleyen geniş, plato yüzeylerinden oluşmuştur.

Kıta’nın kuzeyinde birkaç kol halinde uzanan Atlas dağları, güneydeki Kap sıradağları ve
Dünya’daki en büyük fay hattını oluşturan Büyük Rift Vadisi en önemli yer şekilleridir.

Kuzey-güney yönünde 6500km. uzanan bu kırık hattı, güneyde Mozambik’ten başlar ve kuzeye doğru Kızıldeniz ve Akabe körfezini takiben Amik çukurluğu ile Türkiye’ye kadar uzanır. Eni ortalama 65km olan, bu tektonik çukurluk üzerinde çok sayıda göl bulunmaktadır.

Yer hareketleri bakımından aktif olan bu hat, Kilimanjaro, Elgon ve Kenya dağı gibi volkanik dağları da içine alır. Büyük Sahra’nın ortasındaki Ahagar ve Tibesti dağları da volkanik kökenlidir.

İklim

Büyük kısmının dönenceler arasında yer alması ve kıta topraklarının güneş ışınlarını yıl
boyunca dik veya dike yakın bir açıyla alması Afrika’nın tropikal ve sıcak bir kıta olmasını
sağlamıştır.

Afrika’da beş ana iklim tipi görülür.

  • Ekvatoral iklim
  • Subekvatoral iklim
  • Step iklimi
  • Çöl iklimi
  • Akdeniz iklimi

Ekvatoral iklim kuşağında kış mevsimi bulunmaz. Yağış miktarı 1500-2000mm’ler arasında, en soğuk ayın ortalama sıcaklığı 18°C‘ den fazla, günlük sıcaklık farkları ise düşüktür. Bu kuşakta, yağışın varlığı sıcaklığın aşırı yükselmesini engeller. Ancak yüksek nem, yaşamı oldukça güçleştirir.

Ekvatoral iklim kuşağının kuzey ve güneyi, çoğu yerde doğu-batı yönlü kuşaklar halinde
uzanan Subekvatoral iklimin (Savan iklimi) etkisi altındadır. Bu kuşakta, güneşin dönenceler arasındaki gidip gelmesine bağlı olarak kış kurak, yaz yağışlı geçer. Yıllık yağış 500-200 mm. arasındadır.
Savan kuşağının kuzey ve güney kesimlerinde, yağışın daha da azalmasına bağlı olarak Step iklimine geçilir. Step kuşağında yıllık yağışlar 350- 500mm arasında değişir.

Step kuşağının, kuzey ve güneyinde çöl iklimi görülür ve yağışlar 350-200 mm’ nin altına
düşer.
Kıtanın kuzeyinde, Atlantik kıyısından Kızıldeniz’e kadar 4800km uzunlukta ve 1900km
genişlikte uzanan Büyük Sahra ve Güney Afrika’daki Kalahari çölleri bu iklimin en tipik
özelliklerinin görüldüğü sahalardır.

Çöl ikliminde kuraklık ve sıcaklık, sürekli ve etkilidir. Bazı yıllar hiç yağış alınmaz. Günlük
sıcaklık farkları çok yüksek olup, gecelerin dondurucu ayazına karşılık, gündüz sıcaklıkları
50°C’yi aşabilmektedir.

Kıtanın en kuzey ve en güneyinde ise yazları kurak, kışları yağışlı Akdeniz iklimi görülür.
Kıtada, geniş sahalar kaplamayan, farklı iklim özellikleri gösteren bölgeler de mevcuttur.
Örneğin; ekvator boyunca her yerde aynı özellikler görülmez.

Doğudaki ortalama sıcaklık, yükseltiye bağlı olarak, aynı enlemde bulunan Zaire’ye oranla 15-20°C daha düşüktür.Bu nedenle Zaire’nin boğucu havası Etiyopya, Kenya ve Uganda’da görülmez.

Bitki Örtüsü

Afrika‘daki doğal bitki örtüsü kuşakları, genel olarak iklim kuşakları ile uyumludur.
Kıtada beş vejetasyon kuşağı bulunmaktadır;

  • Nemli Tropikal Orman (Ekvatoral Yağmur Ormanı)
  • Savan
  • Step
  • Çöl Formasyonu
  • Akdeniz Bitki Örtüsü

Ekvatoral Yağmur ormanları çok gür bir bitki topluluğu oluşturur. Tür bakımından çok zengin, birkaç kattan oluşurlar. Ağaçlar, 40m’ye kadar büyüyebilirler. Daha genç ve küçük ağaçlar 15-20m yükseklikte ikinci bir katı meydana getirirler. Ağaçlar arasında pek çok tırmanıcı bitki türleri yer alır.

Bitki yetişme hızı çok yüksektir ve açılan kesimlerin yerini kısa süre içinde benzer bir orman örtüsü kaplar. Afrika’nın %8 kadarını kapsayan bu ormanlar, ekvatorun 5-10° kuzey ve güneyinde yer alırlar..

Nemli Tropikal ormanların dış sınırını kuşatan savan örtüsü, çöller ile geçiş formasyonunu
oluşturur.

Savan, yılın kurak ve nemli olmak üzere iki mevsime bölündüğü subekvatoral iklimin otsu bitki örtüsüdür. Yüksek boylu otlar seyrek ağaçlardan (akasya) oluşur.

Yağışlı dönem başlayınca hızla büyüyen ve 1-1.5m boya ulaşabilen otlar, kurak mevsimle
birlikte hızla ortadan kaybolurlar.

Afrika’da her yıl savanların büyük bir bölümü yanar. Birkaç yıl yanmaktan kurtulabilmiş savan bölgelerinde ormanlar yetişmeye başlar.

Savan kuşağının kuzey ve güneyindeki daha kurak bölgelere gidildikçe step sahalarına geçilir. Burada otların boyu kısalır, ağaçların yerini kurakçıl çalılar alır.

Çölleri step ve savanlardan ayıran başlıca özellikler yüksek sıcaklık, yüksek buharlaşma, çok az yağış, gün içindeki yüksek sıcaklık farkları ve bunlara bağlı olarak çok seyrek bitki
örtüsüdür.Çöllerde genel olarak iki bitki tipi ayırt edilir

İlki nadiren düşen yağışın hemen ardından ortaya çıkan ve kısa sürede kuruyan soğanlı,
yumrulu bitkilerdir. İkinci tip ise asıl çöl bitkileri olup, uzun ömürlü ve tam anlamıyla kurakçıldır. Kök sistemleri çok gelişmiş, su depolayabilen kaktüs ve benzeri bitkilerdir.

Öte yandan depresyon ve vadi gibi bitkilerin yer altı sularına ulaşabildiği alanlardaki vahalarda, vejetasyon zenginleşir. Hurma, bu gibi sahaların karakteristik bitkisidir.

Afrika kıtasının kuzey ve güney kıyıları boyunca etkili olan Akdeniz iklimi altında, Akdeniz
kıyılarında “maki”, güneyde “makkia” denilen bitki formasyonu gelişmiştir.

Maki, genelde yaz kış yeşilliğini koruyan, kısa boylu, kuraklığa dayanıklı, bodur ağaçlardan
oluşur. Söz konusu sahalarda yükselti arttıkça makiler yerini çam ve sedir gibi ağaçlardan
oluşan ormanlara bırakırlar.

Akarsu ve Göller

Afrika, diğer kıtalara oranla daha az sayıda, fakat Nil, Kongo, Nijer, Zambezi gibi, dünya
ölçüsünde büyük akarsuları barındırır.

Kıta akarsularının yarısı sularını okyanus ve denizlere boşaltırlar. Geri kalanlar ise iç havzalara akar, ya da yağışların akarsu oluşumuna yetmediği alanlarda kuru vadiler içinde kaybolurlar.

Dünyanın en uzun akarsuyu olan Nil (6825 km), Burundi’den doğduktan sonra çeşitli kolları alıp, birkaç göle girip çıktıktan sonra, çok geniş bir delta oluşturarak Mısır topraklarından Akdeniz’e dökülür.

Kongo (Zaire) Nehri, Afrika’nın ikinci uzun (4374km) nehridir. Aynı zamanda Amazon’dan
sonra debisi en yüksek (75000 m3/ sn) akarsudur. Ancak, pek çok kesiminde çağlayanların bulunması, önemli bir suyolu olmasını engellemektedir.

Kongo, Zaire güneyinde Katanga bölgesinden doğar ve kuzeye, ekvatora doğru pek çok kol alarak ilerler. Ekvatoru geçtikten sonra batıya yönelen Kongo, sularını Zaire sınırından Atlas okyanusuna boşaltır.

4200km ile üçüncü uzun nehir Nijer’dir. Gine ile Sierra Leone sınırındaki Loma Dağı’ndan
doğar. Mali toprakları içinde pek çok göl oluşturan Nijer’in suları, Nijerya güneyinde geniş bir delta oluşturarak, Gine körfezine dökülür.

Afrika’nın dördüncü büyük nehri 2660 km ile Zambezi’dir. Angola’da doğar, doğuya doğru
uzunca bir süre Zambiya-Zimbabve sınırını çizerek, Mozambik topraklarına girer ve Afrika ile Madagaskar arasındaki Mozambik kanalına dökülür.

Zambezi üzerindeki Victoria, dünyanın en çok bilinen çağlayanlarından biri olup, 122m
yükseklikten dökülür.

Afrika’nın büyük gölleri kıtanın doğusunda yer alır. Bunlardan Victoria gölü, Büyük kırık hattı bölgesindeki tektonik bir çöküntü alanındadır. Victoria, 69 500 km2 ile kıtanın en büyük gölüdür.

Çad gölü, Çat kapalı havzasında, Nijer Nijerya, Kamerun ve Çad sınırlarının kesiştiği alanda yer alır. Denizden yüksekliği 240m, derinliği 6-8m.dir. Yüzölçümü, yağışlı mevsimde 22.000km2, kurak dönemde 10 000km2 kadardır.

Kırık hattı üzerinde bulunan Tanganika (32.000km2), Victoria’nın ardından Afrika’nın ikinci
büyük gölüdür. Denizden yüksekliği 782m, en derin yeri 1435m’dir.

Rift Vadisi’nin önemli göllerinden biri de Malawi (Nyassa) gölüdür. 26 000km2 yüzölçümü
ile kıtanın üçüncü büyük gölüdür. Denizden yüksekliği 480m, en derin yeri 700m’yi bulur.

Kıtanın Beşeri ve Ekonomik Özellikleri

Afrika kıtasının nüfusu, yüzölçümüne oranla azdır. Toplam nüfusu 900 milyon kişi kadardır.
Buna göre nüfus yoğunluğu 30 kişi, yıllık nüfus artış hızı ise %2.5’tir.

Kıtada nüfus dağılışı dengeli değildir. Büyük Sahra, Kalahari ve Namib çölleri, ortalama 5 kişiile en seyrek nüfuslu bölgeleri oluştururlar.

Buna karşılık, Kuzey Afrika, Nil vadisi, Victoria gölü, güneydoğu Afrika ve 3-10° kuzey
enlemleri arasında nüfus yoğundur.

Kıta nüfusunun %70 kadarı kırsal alanda yaşar. Ancak, son yıllardaki göçlerle, şehirsel nüfus oranı hızla artmaktadır.

Son üç yüz yılda Afrika’nın çeşitli yerlerine yerleşmiş Avrupalılar dışında, Afrika insanı 5
ana grupta toplanmıştır.

İlkel Siyah Gruplar (Negroidler)
Boşimanlar: Daha ziyade Kalahari’de yaşayan, kısa boylu, göçebe, geçimlerini avcılık ve
toplayıcılık ile sağlayan, sarı derili, kahverengi kıvırcık saçlı ilkel gruplardır.

Hotantolar: Kap bölgesi ve Güney Afrika’nın batısında yaşarlar. Fiziksel özellikleri
Boşimanlara benzer. Hayvancılık ile geçinirler. “Kraal” denilen hasır kulübelerde otururlar.

Pigmeler: Tropikal ormanlarında yaşarlar. Ekonomileri avcılık ve toplayıcılığa dayalıdır.
Boy ortalamaları 140 cm kadar olup, ağaç dallarından yaptıkları ilkel meskenlerde yaşarlar.

Gine ve Sudan Siyahlar-i: Batı Afrika ve Sudan’da savan kuşağında yaşayan, saf ve diğer ırklarla karışmamış gerçek Siyahlar dir. Uzun boylu, siyah derili ve kıvırcık saçlıdırlar.
Geçimlerini ilkel tarımsal faaliyetlerden sağlarlar.

Bantu Siyahlar i: Orta ve Güney Afrika‘da yaşayan ve sayıları 50 milyonu geçen Siyahlar dir.

İki gruba ayrılırlar.

  • Bir bölümü tarımla geçinir ve daha yerleşiktir.
  • Diğer bölümü ise avcılık ve hayvancılıkla geçinen, göçebe ve savaşçı Zulu’lardır.

Nilat Gruplar: İlkel Siyahlar ile Hami ırkının karışmasıyla meydana gelen melez gruplardır.

Yukarı Nil havzası ve Merkezi Afrika’da yaşarlar. Genellikle hayvancılıkla geçinirler. Masailer
ve Dinkalar bu gruptandır.

Siyah Olmayanlar: Hami ve Sami ırkından olan ve Kuzey Afrika’da yaşayan insanlardır. Siyah olmayan bu topluluklar içinde Mısırlılar, Habeşler, Araplar, Berberiler, Tuaregler ve Ahaggar yerlileri sayılabilir.

frika kıtası dil, din ve kültürel yapı bakımından üç farklı kuşağa ayrılmaktadır;
Kuzey Afrika: Müslüman olup, dili Arapçadır. İslam kültürünü yansıtır.

Tropikal Afrika: Dini Animizm (yerel ve ilkel dinler) olup, Afrika yerli dillerini konuşur.
Afrika’nın yerli kültür özellikleri hâkimdir.

Beyaz Afrika (Güney Afrika):Dini Hıristiyan, dili Avrupa dilleridir. Avrupa kültürünü yansıtır.

frika kıtası, Avrupalılar tarafından 15 ve 16. yüzyıllardaki coğrafi işgaller ile tanınmaya
başlamıştır. Önce, kıyılarla sınırlı kalan ve mal değişimine yönelik olan bu tanışma, kısa sürede kıtanın sömürgeleştirilmesi ile sonuçlanmış ve yüzyıllar boyunca Afrika toprakları ve halkı, sömürgeci ülkelerin hakimiyetinde kalmıştır.

Bu dönemde, sömürgeci ülkelerin ürettiği ürünlerin Afrika’da üretilmesi kısıtlanmış ya da
yasaklanmıştır. Örneğin zeytin, zeytinyağı ve üzüm üreten Portekiz, Afrika’daki
sömürgelerinde bu ürünlerin üretimini engellemiş, şekerpancarı üretimine izin verilirken, şeker üretimi durdurulmuştur.

Bu dönemde milyonlarca Afrikalı, köle olarak Amerika‘ya götürülmüştür. Köle ticaretinin
sürdüğü dönemlerde 15 milyon kadar Afrikalının Amerika’ya götürüldüğü ve en az bu kadar Afrikalının da yollarda, bekleme alanlarında veya kaçmaya çalıştıklarında vurularak öldüğü bilinmektedir.

Portekiz ve İspanya ile başlayan sömürgecilik, 17.yy.da Fransa ve Hollanda’nın, 18.yy.da
Fransa ve İngiltere’nin, 19.yy.da ise sadece İngiltere’nin egemenliğinde sürmüştür.

20.yy.’da tüm kıta Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya, İspanya, Belçika ve Portekiz arasında bölüşülmüştü.

Bugünkü Afrika ülkelerinden sadece Etiyopya sömürge olmamıştır.
II. Dünya Savaşı ardından, Afrika ülkeleri birer birer bağımsızlıklarını kazanmışlar, ancak,
kültürel bağlar ile birbirine bağlı olan gruplar, Avrupalıların, çizdiği sınırlar nedeniyle farklı
devletlerin içinde kalmışlardır.

Kıta ekonomisinde sömürge döneminin izleri bugün de hissedilmektedir. Her ne kadar ülkeden ülkeye değişiklikler gösterse de Afrika ekonomisi, çağdaş teknolojiden yoksun araç ve yöntemlerle yapılan tarımsal üretime dayanır.

Kıta topraklarının 1/3’ü tarıma ayrılmasına karşın, sürekli ekilen alanlar, kıtanın sadece %6’sı kadardır.

Kıtada, geçim ekonomisine yönelik tarımsal faaliyetler sürdürülmektedir. Buğday, mısır,
pirinç, pamuk, susam, ayçiçeği, zeytin, patates, manyok, yam, kauçuk, muz, şekerkamışı,
hurma, kahve, Hindistan cevizi, kakao, palmiye yağı, turunçgiller ve çay önemli tarım
ürünleridir.

Muz, kakao, kahve, palmiye yağı, Hindistan cevizi ve pamuk başlıca ihraç ürünleri olup, ticari çiftliklerde yetiştirilir. Ticareti yapılan diğer ürünler arasında zeytin, hurma, üzüm ve tütün başta gelir.

Afrika, Dünya’da, palmiye yağının %76’sını, kakaonun %68’ini sağlar. Ayrıca, orman ürünleri de önemli bir gelir kaynağıdır. Tropikal ormanlarda bulunan ağaçlardan elde edilen maun ve abanoz çok aranan orman ürünlerindendir.

Hayvancılık, daha çok meracılık şeklinde yürütülür. Kıtanın kuzey ve güneyinde küçükbaş
hayvan, savan bölgelerinde sığır besiciliği önemlidir. Çöl sahalarında ise deve yetiştiriciliği
yaygındır.

Yer altı Kaynakları

Afrika kıtasında, tarımın ardından en önemli ekonomik alan; madenciliktir. Madencilik, kıta
ekonomisinde en iyi örgütlenmiş sektördür. Bunun nedeni ise, sömürgeci ülkelerin yeraltı
kaynaklarına duydukları ilgidir.

  • Afrika yeraltı kaynakları açısından zengindir.
  • Dünya uranyum ve fosfat üretiminin yarısı, altın üretiminin %65’i,
  • kobaltın %66’sı,
  • kromun %35’i,
  • berilyumun %31’i,
  • pırlanta ve benzeri kıymetli taş üretiminin %90’ı ve
  • petrolün %10’unu Afrika’dan elde edilir.

Afrika, yeraltı zenginliklerine karşın, sanayileşme açısından geri durumdadır. Afrika ülkeleri, gerekli sermaye ve teknolojiye sahip olmadıklarından, uluslar arası standartlarda sanayi ürünü üretememektedirler. Kalifiye işçi eksikliği ve ulaşım ağlarının yetersizliği de sanayinin gelişimini engelleyen önemli faktörlerdendir.

Kıtanın en sanayileşmiş ülkesi Güney Afrika Cumhuriyeti’dir. Önemli sanayi işletmelerini batılı şirketlerin çalıştırdığı ülkenin sanayisi, zengin yeraltı kaynakları, yabancı sermaye ve ucuz işgücüne dayanır.

Güney Afrika’nın ardından kuzeyde yer alan Mısır, Tunus, Cezayir ve Fas sanayileri de kıtanın diğer ülkelerine oranla ileri düzeydedir.

ULAŞIM

Afrika’nın büyük bölümü yeterli ulaşım ağından yoksundur. Deniz ulaşımı, kıtanın doğal
limanlardan yoksunluğu, bataklıklar, mercan resifleri ve soğuk su akıntıları gibi faktörlere bağlı olarak, Akdeniz kıyıları ile Kap bölgesi dışında gelişmemiştir.
Nil ve Nijer nehirlerinin bazı kesimleri hariç, akarsu ulaşımı kısıtlıdır.
Önemli demiryolu hatları sadece kuzey ve güney Afrika’da bulunmaktadır. Bunlar, daha ziyade kıyıları iç kesimlerdeki maden bölgelerine bağlayan ve hammadde taşımak için döşenen kopuk hatlar halindedir.

Kıtada, genellikle yetersiz olan karayolları, demiryollarının devamı şeklindedir.
Hava ulaşımı, özellikle son yıllarda gelişme göstermektedir.

Amerika Kıtasının Genel Özellikleri

Yeni Dünya olarak da bilinen Amerika kıtası, geçmişte Kuzey Kutbu’ndan Horn Burnu’na kadar uzanan tek bir kıta olarak kabul edilirdi. Ancak günümüzde Kuzey Amerika ve Güney Amerika adları ile iki ayrı kıta olarak sınıflandırılması yaygınlaşmıştır.

Kuzey Amerika ile Güney Amerika’yı birbirinden ayıran sınır ise Panama Kıstağı’dır. Çoğu
araştırmacı Panama’yı Kuzey Amerika Kıtası’na dahil eder ve iki kıta arasındaki siyasi ayraç olarak Panama-Kolombiya arasındaki ülke sınırını dikkate alır.

Bazı araştırıcılara göre; ABD’nin güney sınırından Kolombiya’nın kuzey sınırına kadar uzanan dar ve uzun kara parçasına Orta Amerika adı verilirken, Bazılarına göre; Orta Amerika’nın kuzey sınırı Meksika’nın güneyinden başlatılmaktadır. Bu bölge, “Mezo Amerika” olarak da bilinir.

Benzer örneklerin çok olması; Orta Amerika’nın sınırları konusunda tam bir fikir birliğine varılmış olmadığını ortaya koymaktadır.

Amerika, tarihsel ve kültürel farklar bakımından da iki büyük bölüme ayrılır. Bu bölümlerden Kanada ve Amerika’yı içine alan kesimine ‘Anglo Amerika‘, Meksika, Orta Amerika ve Güney Amerika’yı içine alan kesime ise ‘Latin Amerika’ adı verilir.

  • Amerika kıtaları bütün olarak 42.056.363 km2 yüz ölçüme sahiptir.
  • Kuzey Amerika: 24.242.363 km2
  • Güney Amerika:17.795.420 km2 alana sahiptir.

Kuzey Amerika, kuzey yarım kürede bulunan kıta; kuzeyde ‘Kuzey Buz Denizi, doğuda Atlantik Okyanusu, güneyde Karayip Denizi, ve batıda Büyük Okyanusla çevrilidir.
24.242.000 km²lik yüz ölçüme sahip kıtanın, nüfusu yaklaşık 480.000.000’dur.

Asya ve Afrika’dan sonra üçüncü büyük kıtadır ve nüfus olarak da Asya, Afrika, ve Avrupa’dan sonra en kalabalık dördüncü kıtadır.

Kuzey Amerika’nın Güney Amerika’ya tek kara bağlantısı dar Panama Kanalıdır.

Kıta dört büyük bölgeye ayrılabilir:

  • Meksika Körfezi’nden Kanada Arktiği’ne kadar, Great Plains;
  • Rocky Mountains, Kaliforniya ve Alaska’yı içeren, jeolojik olarak genç, dağlık batı;
  • kuzeydoğuda yüksek ama nispeten düz Kanada bölgesi;
    ve Appalachian Dağları’nı ve Florida yarımadasını içinde bulunduran doğu bölgesi.

Kuzey Amerika Kıtasının Doğal Özellikleri:

Yeryüzünün üçüncü büyük kıtası olan Kuzey Amerika, bütünüyle kuzey yarımküre
içerisindedir. Kuzey- güney yönünde (7889km), uzanan kıtanın doğu-batı doğrultusundaki en geniş yeri 6640 km. dir.

Kuzey Amerika’nın batı kıyıları boyunca Büyük Okyanus, doğu kıyıları boyunca Atlas
Okyanusu uzanır. Kuzeybatıda yaklaşık 80km genişliğindeki Bering boğazı ile Asya’dan
(Rusya Federasyonu) ayrılan kıtanın, kuzeyinde; Kuzey Buz Denizi, güneyinde; Meksika
Körfezi bulunur.

Kıtanın batısında Cordil sıradağları birkaç dizi halinde kuzeyden güneye doğru uzanırlar.
Bunlardan kıyı sıradağları, Büyük okyanus kıyısında aniden yükselir, doğuya doğru
ilerlendiğinde yerini Sierra dağlarına bırakır.

Daha doğuda geniş ve yüksek platolara geçilir. Dünyanın en büyük boğazlarından biri olan,
Colorado nehrinin oyduğu Büyük Kanyon (Grand Canyon) buradadır.

Kuzey-güney yönlü genç sıradağların en doğuda olanı ise (Rocky) Kayalık dağlarıdır. Kıtanın en yüksek noktası yine bu sistem içinde Alaska dağları üzerindeki Mc Kinley (6194m) zirvesidir.

Kuzey Amerika’nın Atlas Okyanusu’na cepheli yükseltilerini, Appalach’lar meydana getirir.
Bunlar batıda Büyük Okyanus’a bakan dağ sıralarından farklı görünümleri ile dikkat çekerler. Hem, daha eski dönemlerde oluşmuş dağlardır, hem de aşınarak yıpranmışlardır.

Doğuda yer alan Appalachlar ile batıdaki kayalık dağları arasında Hudson körfezinden başlayıp, Meksika körfezine kadar, geniş ova ve düzlükler uzanmaktadır.

İklim

Kuzey Amerika kıtasının büyük bölümü ılıman iklim kuşağında bulunur. Bununla birlikte
kıtanın kuzey kıyıları ve Grönland, yılın 8-10 ayı donlu geçen, sıcaklığın sadece haziran ve
eylül ayları arasında 0°C‘ nin üzerine çıktığı, kutup ikliminin etkisi altındadır.

Kutup ikliminin güneyinde, kıyılar hariç neredeyse tüm Kanada’da soğuk ve karasal bir iklim hakimdir.

ABD ve Meksika’nın iç kesimleri ise geniş alanlarda başta step iklimi olmak üzere kurak ve
yarı kurak iklim tiplerinin etkisi altındadır.

Kıyı kesimleri; kıtanın Atlas Okyanusu’na bakan kuzeydoğu kıyıları nemli ılıman, güneydoğu kıyıları ise nemli suptropikal iklimin yayılış sahasıdır.

Batıda, Büyük Okyanus kıyılarında ise doğuya göre farklı iklimler hakimdir. Kıtanın kuzeybatı kıyılarında nemli okyanus iklimi California yarımadasını da içine alan batı ve güneybatı kıyılarında ise Akdeniz iklimi hakimdir.

Son olarak kıtanın batısında uzanan genç sıradağlar ile doğudaki yaşlı Appalach Dağları’nda Dağ iklimi etkilidir.

Bitki Örtüsü

Kuzey Amerika kıtasında doğal bitki örtüsünün yayılışı büyük oranda iklim özelliklerine
bağlıdır. Nitekim tundra iklimi ile likenlerin hakim bitki örtüsünü oluşturduğu ağaçsız tundra formasyonunun, yayılış sahaları aynıdır.

Tundranın güney sınırı yer yer 55’inci paralele kadar sokulur. ABD’nin kuzeyi ile Kanada’nın
güneyini içine alan doğu-batı doğrultulu geniş kuşak, iğne yapraklı ormanların hakim olduğu sahadır. Bu ormanlar ‘tayga’ olarak da tanınır, güneye doğru yerlerini preri ve steplere bırakırlar.

Kıtanın güneybatısı subtropikal nemli ormanlar, batıda uzanan, sıradağların yüksek kesimleri Alpin çayırlar, Akdeniz ikliminin görüldüğü batı kıyılan ise maki örtüsünün yayılış alanıdır.

Kuzey Amerika’nın doğu kıyıları yapraklı ve karışık ormanların görüldüğü kesimdir.
Öte yandan çok geniş sahalara yayılmamakla birlikte Sierra dağlarında boyları 120m’ye
ulaşabilen, gövdesine açılan tünelden bir otomobilin rahatlıkla geçebildiği sekoya ormanları ilgi çekicidir.

Bir başka ilgi çekici bitki örtüsü ise Orta Amerika’nın bataklık kıyılarında bulunan mangrov
ormanlarıdır.

Akarsu ve Göller

Kuzey Amerika kıtasının batısında kuzey-güney yönünde, Büyük okyanusa paralel uzanan
Kordiller, kıtanın drenaj ağını belirlemiştir. Bu sıradağlar nedeniyle Kuzey Amerika sularının
4/5’ini doğuda Atlas okyanusu ve güneyde Meksika körfezine döker.

Uzun akarsuların hepsi bu nedenle doğu yönünde akarlar ve genellikle az eğimli yataklara
sahiptirler. Batıda büyük okyanusa dökülenler ise hem kısa boylu, hem de fazla eğimli yataklara sahip olduklarından hızlı akışlıdırlar.

Batıda en önemli akarsular kuzeyden güneye doğru; Bering denizine dökülen Yukon,
Columbia, sularını California körfezine boşaltan Colorado’dur.
Doğu kesiminin en önemli akarsuyu Meksika körfezine dökülen ünlü Mississippi’dir. Ayrıca
Kanada-ABD sınırını oluşturan St. Laurent ve New York sahilinden okyanusa ulaşan Hudson nehri diğer önemli akarsulardır.

Kuzey Amerika’da dördüncü zaman buzullarının meydana getirdiği çok sayıda göl vardır.
Kıtanın kuzeydoğusu göller bölgesi olarak anılır.

Göllerin en büyük olanı 82.100 km2 alan kaplayan Superior gölüdür. Huron, Michigan, Erie ve Ontario yine bu bölgenin göllerindendir. Bu göller birbirlerine kanallar ile bağlıdırlar. Ayrıca dünyaca ünlü Niagara şelalesi Erie ile Ontario gölü arasında yer almaktadır.

Göller bölgesinin kuzeybatısında, yine buzul aşındırmasının eseri olan Büyük Ayı, Büyük Esir ve Winnipeg gölleri yer alır. Kuzey Amerika’nın güney ve batı kesimlerinde de fazla sayıda göl bulunmasına karşın yukarıda sıralananlar kadar büyük saha kaplayan göllere rastlanmaz. Büyük tuz gölü (Great Salt Lake) bunlar içinde dikkat çeken bir göldür.

Kıtanın Beşeri ve Ekonomik Özellikleri

“Göçmenler Kıtası” Kuzey Amerika’da yaşayan 522 milyon insan dört grupta toplanabilir.

  • Yerliler
  • Beyaz Göçmenler
  • Siyahlar
  • Melezler

Yerliler; glasyal dönemde Bering boğazından, (Asya) Kuzey Amerika’ya geçmişler ve binlerce yıldır çeşitli bölgelere dağılmışlardır.
En tanınmışları bugünkü Mexico şehrinin bulunduğu vadide yaşamış olan Aztekler, Orta
Amerika’nın Yucatan yarımadasında gelişkin bir uygarlık kuran Mayalar ve halen Kanada’nın kuzeyinde yaşayan Eskimolar’dır.
Bugün 1500’ü Sibirya’da olmak üzere 100.000 kadar Eskimo bulunmaktadır.

Kristof Kolomb’un Amerika’yı işgalinden (1492) sonra, kıtaya büyük bir Avrupalı göçü
olmuştur.

Avrupa’dan gelen ilk göçmenler altın, gümüş gibi kıymetli madenlerin peşinden koşan
maceracılar, ya da siyasi, ekonomik veya dinsel baskılar nedeniyle Avrupa’yı terk edenlerdir.

Ancak, özellikle 19.yy’ın ikinci yarısında göç edenlerin sayısında büyük bir artış meydana
gelmiş olup,19 ve 20.yy.larda Avrupa’dan Kuzey Amerika’ya göç edenlerin sayısı 40 milyondan
fazladır.

Anglo Amerika daha ziyade kuzeybatı Avrupalıların, Orta Amerika ise Güney Avrupalı
göçmenlerin tercih ettiği sahalardır.

Kuzey Amerika‘daki bir başka grup siyahlardir. Siyahlar Amerika’ya, Afrika’dan köle olarak
getirilmişlerdir.

İlk esir göçü, 1501’de Orta ve Güney Amerika’ya yapılmıştır. K.Amerika’ya ise ilk kez 1619’da Virginia’daki işgücü sıkıntısını gidermek amacı ile başlamıştır.

Amerikalara getirilen toplam siyah esirin 10-15 milyon kadar olduğu, 75-90 milyon genç
siyahnin de Afrika’da gemilere yüklenmeyi beklerken öldüğü tahmin edilmektedir..

Kölelik, Meksika’da 1821’de, ABD’de 1865’de ve Brezilya’da 1888’de kaldırılmıştır. Bugün
ABD nüfusunun %12’sini Afrika kökenli siyah Amerikalılar oluşturur.

Kıtada nüfus yoğunluğuna bakıldığında, Avrupa ve Asya’daki kadar yüksek olmadığı görülür.
Avrupa’nın nüfus yoğunluğu km2’de 73 kişi, dünyanın en büyük kıtası Asya’da 83 kişidir. Oysa Kuzey Amerika’da bu değer km2 başına sadece 22 kişidir.

Kıtada nüfus artışı hızlı ve dengesizdir. Doğu kıyıları, büyük göller kesimi, Meksika körfezi
kıyıları ve nispeten batı kıyılarına daha yoğun yerleşilmiştir.

Özellikle Boston ile Washington arasındaki doğu kıyılan Amerikalıların yaşamak için en fazla tercih ettikleri sahadır.

Kanada’nın orta ve kuzey kesimleri ile batıdaki dağlık alanlar nerdeyse boştur. Günümüzde kıta nüfusunun %75 kadarı kentlerde yaşar.

Kuzey Amerika’da en yaygın dil İngilizcedir. Kanada’nın önemli bir bölümü ve bazı Karayib
adalarında Fransızca, Meksika’nın bazı kesimleri ile Orta Amerika’da ise İspanyolca en çok
konuşulan dildir.
En yaygın din Hıristiyanlık olup, Katoliklere oranla Protestanlar çoğunluktadır.
Eskiden tüm kıtanın temel ekonomik faaliyeti olan tarım, günümüzde Meksika ve Orta Amerika
ülkeleri dışında bu özelliğini yitirmiştir. Ancak yine de 100° batı boylamının doğusu ile 50°
kuzey enleminin güneyinde kalan kesimde tarım, eski önemini korumaktadır.
ABD’nin iç kesimleri buğday ve mısır tarımına ayrılmıştır.

Meksika körfezinin kuzeyi ve Kalifornia turunçgil alanlarıdır. Güney Meksika, Orta Amerika ve Batı Hint Adaları’nda geniş alanlar kaplayan şeker, kahve, kakao, ve muz plantasyonları dikkati çeker.

Hayvancılık ise Kanada’nın güneydoğusu ile ABD’nin kuzeydoğusunda yoğundur ve
mandıracılık şeklinde yürütülür. Açık mera hayvancılığı daha ziyade Kordillerde gözlenir.
Kıta, yer altı kaynakları bakımından çok zengindir.

Nitekim ABD’nin geniş iç düzlüklerinde, Kanada’nın batısında ve Meksika’nın doğusunda önemli petrol yatakları, Appalach’larda maden kömürü ve antrasit depoları, Göller bölgesi ve Labrador’da demir, Alaska’da bakır ve altın, Arizona ve California’da altın, bakır ve demir yatakları bulunmaktadır.

Dünyadaki;

  • molibdenin %54’ü,
  • çinkonun %47’si,
  • kurşunun %43’ü,
  • gümüşün ise %42’si bu kıtadadır.

Kuzey Amerika, yeryüzündeki petrol ve doğalgaz rezervlerinin %15’i ile kömür rezervlerinin %25’ine sahiptir.

Sanayi kıtanın başlıca geçim kaynağıdır. Özellikle Anglo Amerika ülkeleri dünyanın en fazla
sanayileşmiş ülkelerindendir.

Dünya toplam sanayi üretiminin %40’ını ABD ve Kanada karşılar. Kıtanın doğu kıyıları sanayi faaliyetlerinin ileri düzeyde olduğu ve sanayi işçilerinin %70 kadarının çalıştığı sahadır.

Burası, “Büyük Sanayi Kuşağı” olarak da bilinir. Genişliği doğudaki kadar olmasa da Büyük
okyanusa bakan batı kıyılar da sanayinin geliştiği ikinci önemli alandır.

Bu alanlarda sanayinin hemen hemen tüm kolları gelişmiştir.

Kıtada demiryolu ve karayolu ağı çok yoğundur. İki okyanusu birbirine doğrudan bağlayan,
onları kuzey-güney yönünde kesen demir ve karayolu hatları, geniş ve sık bir ulaşım ağı
oluşturmuşlardır.

Bugün dünya üzerinde bulunan tüm demiryollarının %32’si Kuzey Amerika’dadır.
Kıta, havayolu ulaşımında da ileri düzeyde olup, dünya havayolu trafiğinin yaklaşık 1/3’ü tek başına ABD hava sahasında gerçekleşir.

Ayrıca ilk olarak yerlilerin ve kıtaya gelen göçmenlerin kullanmaya başladıkları su yolları da, eski önemini kaybetmemiştir.

Güney Amerika Kıtasının Genel Özellikleri

17.795.420 km2 alan kaplayan Güney Amerika; Asya, Afrika ve Kuzey Amerika’nın ardından dördüncü büyük kıtadır. Kuzeyde Gallinas Burnu ile güneyde Horn arasında yaklaşık 7200 km. uzunluktadır. Doğu-batı mesafesi ise batıda Parinas Burnu ile doğuda Branco Burnu arasında 5300 km kadardır.

Kıta, kuzeyden Antil Denizi, doğudan Atlas Okyanusu, batıdan ise Büyük Okyanus ile
çevrilmiştir. Kuzeyde Panama kıstağı ile Kuzey Amerika’ya bağlanır. Güneyde ise Drake
boğazı ile Antarktika’dan ayrılır.

Kıta ve ona bağlı adalar üzerinde 12’si bağımsız ülke (Kolombiya, Guyana, Surinam, Ekvador, Peru, Brezilya, Şili, Bolivya, Arjantin, Paraguay, Venezuela, Uruguay), 2’si bağımlı sömürge (Fransız Guyanası ve Falkland Adaları) olmak üzere 14 ülke yer alır.

Doğal Özellikler

  • Güney Amerika kıtası üç genel jeomorfolojik üniteye ayrılır;
  • And dağları
  • Platolar
  • İç ve kıyı ovaları

And sıradağları batıda Büyük okyanus kıyıları boyunca, kuzey-güney doğrultusunda tüm kıtayı boydan boya kat eder. Bu genç sıradağlar kuzeyde Kolombiya ve Peru’da iki sıra halindedirler. Yaklaşık 8.800 km uzunluğundaki Andlar üzerinde batı yarımküresinin en yüksek noktası olan Aconcagua (6.960 m) ve büyük teknelerin ulaşımına izin veren göller içinde en yüksekte olanı Titicaca (3 810 m.) ilgi çekicidir.

Andlar, bütünüyle deprem kuşağı üzerinde bulunduğu için, üzerindeki şehirlerin nerdeyse
tamamı depremlerden etkilenmiştir.

Geniş platolar daha ziyade kıtanın kuzey ve doğusunda yer alırlar. Kuzeyde Guyana ve
Surinam’ın tamamı ile Venezuela’nın doğu yarısını içine alan plato, Guyana platosu olarak
bilinir. Doğuda ise daha geniş bir alan kaplayan Brezilya platosu bulunur.

Kıtanın Andlar ve platolar dışında kalan kesimleri çoğu yerde ovalarla kaplıdır. Bunların
başlıcaları Orinoco, Amazon ve Paraguay havzaları ile Arjantin’deki “pampa” sahasıdır.
Ayrıca kıtanın Atlas okyanusu kıyıları boyunca da genişleyip, daralan kıyı ovaları uzanırlar.
Güney Amerika, tropikal, savan, kurak ve soğuk olmak üzere dört büyük iklim bölgesine
ayrılabilir.

Ancak kıtada ekvatorun güneyinde bulunan yerlerde mevsimlerin Avrupa ve Kuzey Amerika’ya göre ters olduğunu unutmamak gerekir. Örneğin; Arjantin’de yılın en sıcak günleri aralık-ocak aylarına rastlar.

Ekvator ve çevresindeki tropikal bölgede Amazon havzası bulunur. Buradaki yağmur
ormanlarında yıllık ortalama sıcaklık 30°C civarında olup, yıl içinde 2-3°C‘ den fazla oynama göstermez.

Yağış ise yıllık 2500 mm. kadardır. Tropikal iklimin az yağış alan kesimlerinde savan iklimi
görülür. Bu iklim özellikle Orinoco havzası ve Brezilya platosunda etkilidir.

Şili kıyılarının bir bölümünde (28-37° paralelleri) Akdeniz iklim özellikleri dikkati çeker.
Ancak sıcaklık değerleri ülkemizde görülen Akdeniz iklimine göre biraz daha düşüktür.
Güney Amerika’da iki ayrı kesimde kurak iklim görülür. Bunlardan birincisi kıta güneyindeki Patagonya bölgesidir. Burada yağış az, yıllık sıcaklık farkları fazladır.

Büyük okyanus kıyısında Peru’nun kuzeyinden başlayıp, Şili’nin orta kesimlerine kadar uzanan kıyı şeridinde de Peru (Humboldt) soğuk su akıntısının etkisi nedeniyle kurak iklim hakimdir.

Bu kıyılar dünyanın en bulutlu çölüdür. Buna karşın neredeyse hiç yağış yağmaz.
Yıllık ortalama sıcaklık değerlerinin 10°C. den az olduğu soğuk iklim sahaları ise, Şili ve
Arjantin’in güney ucu ile And dağlarıdır.

Güney Amerika’daki iklim çeşitliliği, doğal bitki örtüsüne de yansımıştır. Kıtada ekvatorun iki yanında, yaklaşık 10° kuzey ve güney enlemleri arasındaki bölgeler yağmur ormanları ile kaplıdır. Yağmur ormanları, Amazon havzasının büyük bir kısmını (4.5 milyon km2)
kaplamaktadır.

Amazon havzasının yağmur ormanları selva olarak da adlandırılır. Söz konusu orman örtüsü, Atlas okyanusu kıyılarından kıta içlerine doğru gidildiğinde üç değişik görünüme bürünür;

Okyanus kıyısı çoğu yerde bataklıktır ve labirentlerin oluşturduğu çamurlu adalar üzerinde
mangrov vejetasyon örtüsü gelişmiştir. Okyanus, gel-git ile yükseldiğinde bu bölge tamamen sular altında kalır.

Kıyıdan uzaklaştıkça, sadece Amazon nehrinin taşkınları ile sular altında kalan bitki örtüsüne geçilir ki bu saha, sapları kulübe yapımında, yaprakları kulübelerin damlarını örtmede kullanılan büyük palmiye türleri ile karakterize olmuştur.

Daha içerilerde ise gerçek yağmur ormanları ile karşılaşılır.

Ağaçların çoğu tek bir dal bile çıkarmadan 30-40 m. yükselir ve büyük bir taç oluşturacak
şekilde yayılır. Orman altında Işığa ulaşmaya çalışan dev tırmanıcı bitkiler, zemine yayılmış
sürünücü türler, muz ağaçları ve diğer pek çok bitki türü orman altında mevcuttur.

Kıtada yine tropikal bölgede ancak yılın bir döneminin kurak olduğu sahalarda yağmur
ormanları yerini savanlara bırakır. Güney Amerika’da savan sahaları kuzeyde Orinoco nehri
dolaylarında Brezilya’da, Amazon havzasının güneybatısında geniş yer kaplarlar.

Yağmur ormanları ve savanlar dışında diğer doğal bitki örtüsü çeşitleri içinde, Brezilya’nın
doğusunda, kurak iç bölgelerde seyrek, bodur, kuraklığa dayanıklı ve dikenli yapılarıyla
belirginleşen caatinga ormanları (beyaz ormanlar), Andların ekvatoral kuşak içindeki yüksek kesimlerinde, alpin çayırlar üzerindeki maki benzeri bodur ve iğne yapraklı espeletia ağaçları ve Paramo adı verilen bitki toplulukları, Patagonya’nın kurak ot ve çalılıkları, Pampa’nın ılıman otlakları ve Şili’deki çöl formasyonları sayılabilmektedir.

Güney Amerika kıtasının suları esas itibariyle dört büyük akarsu kolları tarafından drene edilir.

Amazon, kıtanın en büyük akarsuyudur. 6437 km ile Nil’in ardından dünyanın en uzun ikinci akarsuyudur. Havza genişliği (yaklaşık 7 milyon km2) en büyük akarsudur. And Dağları‘nın Peru’daki yüksek kesimlerinden doğar, Guyana ve Brezilya platoları arasından, sularını Atlas okyanusuna boşaltır. Okyanusa döküldüğü yerde debisi saniyede 180.000 m3 kadardır.

Kıtanın ikinci önemli akarsuyu, Brezilya platolarından doğup, Rio de la Plata körfezinden
(Arjantin-Uruguay sınırında) Atlas okyanusuna ulaşan Parana’dır.

Aynı körfeze Uruguay isimli daha küçük bir başka akarsu daha dökülür. Paraguay nehri ise
Parana’nın en büyük koludur.

Orinoco, Güney Amerikanın üçüncü büyük akarsuyudur. Kuzeyde Venezuela ve Kolombiya
topraklarını sulayarak yine Atlas okyanusuna dökülür. Orinoco yukarı çığırında bir kanalla
Amazon’un en büyük kolu olan Rio Negro’ya, dolayısıyla Amazon’a bağlanmıştır.
Sao Fransisco ırmağı ise Parana gibi Brezilya platolarından doğmasına karşın onun aksine
kuzeye doğru akar ve yine aynı okyanusa karışır.

Kıtanın bütün önemli akarsuları Andların doğusunda olup, sularını Atlas okyanusuna
boşaltırlar. Batıda, Büyük okyanusa dökülen önemli bir akarsu bulunmaz.

Andların kıyıya çok yakın uzanması ve batı kıyılarının kuraklığı gibi nedenlerle akarsular kısa boyludur ve az su taşırlar.

Güney Amerika’da büyük göller bulunmamaktadır. Göllerin çoğu, Andlardaki dağ gölleridir.
Bunlardan en bilineni Peru-Bolivya sınırında 3810 m yükseklikteki Titicaca gölüdür.

Yüksekliğine karşın ekvatora yakınlığı nedeniyle hiç donmaz ve bu özelliği sayesinde üzerinde büyük deniz araçlarının işleyebildiği dünyanın en yüksekteki gölüdür.

Onun hemen güneydoğusundaki Poopo gölü de benzer klimatik şartlara sahiptir.
Kıtanın en büyük gölü Venezuela kuzeyinde Karayib denizine açılan bir kıyı gölü olan
Maracaibo’dur (8300 km²).

Beşeri ve Ekonomik Özellikler

Güney Amerika‘da nüfus 380 milyon, nüfus yoğunluğu 22 kişi kadardır. Ancak Andların güney bölümü, Amazon havzası ve Patagonya neredeyse hiç kimsenin yaşamadığı sahalardır. Buna karşın kıtanın doğu kıyıları ile kuzeybatıda Orta Amerika’ya yaklaşan kesimleri yoğun nüfusludur.

Güney Amerika’da yaşayan insanlar dört gruba ayrılabilirler;
Amerika Yerlileri: Bering boğazı yolu ile Asya’dan Kuzey Amerika’ya, oradan da Güney
Amerika’ya geçtiği düşünülen topluluklardır.

Beyazlar: Bu grup içinde en büyük payı 1500’lü yıllardan 19.yy.’a kadar kıtayı egemenlikleri altında tutan İspanyollar ve Portekizliler oluşturur. Sayıları çok daha az olmakla beraber 19.yy.ın son çeyreğinden itibaren kıtaya göç eden İtalyanlar ile diğer Avrupalı beyazlar da bu grup içindedir.

Afrikalılar: İspanya’nın köle ticaretine izin verdiği 1518 yılından, 19.yy. başlarına kadar,
Afrika‘dan getirilen siyahlar.

Melezler: En büyük melez grubu Portekizli ve İspanyollar ile Amerika yerlilerinin karışımı olan Meztizo’lar oluşturur. Diğer gruplar içinde Zambo’lar (Afrikalı ile yerli karışımı) ve Mulatto’lar (İber ile Afrikalı karışımı) sayılabilir.

Kıtada, beyazlar çoğunlukla kentlerde ve kıtanın ılıman iklime sahip kesimlerinde yaşarlar.

Yerliler daha ziyade And dağlarının kuzey yarısında, melezler ise kırsal sahalarda veya
ekvatoral-tropikal kuşakta yerleşmişlerdir. Kıta nüfusu dinsel bakımdan homojendir ve yaklaşık %90’ı Katolik Hıristiyan’dır.

İspanyolca kıtada en fazla konuşulan dildir. Dokuz Güney Amerika ülkesinde resmi dil
İspanyolcadır. Ayrıca Portekizce (Brezilya), İngilizce (Guyana), Hollandaca (Surinam) ve yerel diller de konuşulur.

Güney Amerika‘da nüfus artış hızı dünya ortalamasının üzerindedir. Hemen her ülkede kırdan kente hızlı bir göç olup, ve pek çok ülkede nüfusun %80’den fazlası şehirlerde yaşar.

Güney Amerika kentleri genelde aşırı nüfusları ve yoksul mahalleleri ile tanınırlar.

Güney Amerika ülkelerinde genel olarak nüfusun üçte biri tarım sektöründe çalışır. Ancak ekilidikili alanların kıta yüzölçümüne oranı %10’u geçmez.

Geniş tarım sahaları Arjantin’in pampa bölgesi, güneydoğu Brezilya, Uruguay ve Şili’nin orta kesimlerinde yer alır.

Toprağın verimliliği oldukça düşüktür. Pek çok ülkenin tarımsal üretimi ancak kendisine
yetecek düzeydedir. Bazıları ise bu düzeye dahi erişememiştir.

Kıtanın tropikal iklim altında kalan topraklarında kahve, kakao, kauçuk, muz ve şekerkamışı üretilen ana ürünlerdir. Mısır, buğday, pirinç, pamuk ve tütün ise ekvatordan uzaklaşıldıkça ağırlık kazanır.

Patates, manyok, balkabağı, kakao, avokado, ananas, kırmızı biber ve yenibahar bu kıtaya
özgüdür.

Kıtada tarım topraklarının önemli bir bölümü büyük sermaye sahiplerinin elindedir. Hayvancık, birkaç ülke dışında ileri düzeyde değildir. İspanyol keşifleri ardından getirilen sığır, geniş otlaklara sahip Brezilya, Arjantin ve Uruguay’da yaygın olarak beslenir.

Patagonya ve Andlarda ise koyun yetiştiriciliği yapılır. Kıtayı çevreleyen okyanuslarda balıkçılık çok yaygındır. Okyanusa kıyısı bulunan her ülkenin ekonomisi içinde balıkçılık önemli yer tutar. Peru, balıkçılık bakımından dünyanın önde gelen ülkelerinden biridir.

Brezilya, orman varlığı bakımından kıtanın önde gelen ülkesidir. Kıtadaki işletilebilir orman
alanlarının % 40’ı bu ülkededir. Kıta ormanları, tropikal karakterli oluşu nedeniyle pek çok ağaç türünü bir arada barındırır.

Güney Amerika ormanlarında özellikle mobilya imalatında ve doğramacılıkta kullanılan sert
maun ağacı,
küçük deniz taşıtları, sörf tahtası, model uçak ve masa tenisi raketi üretiminde özellikle aranan, dünyanın en çabuk büyüyen ve en hafif ağacı balsa, sıtma tedavisinde ve ateş düşürücü olarak kullanılan kinin’in elde edildiği kınakına ağacı,
kokain elde edilen And’ların coca ağacı, doğal kauçuk üretimi için kauçuk ağacı gibi değerli ağaç türleri bulunur. Kıtanın, en önemli yeraltı zenginliği Brezilya’da çıkarılan Kolombiyumdur.

Venezuela’da Maracaibo gölü çevresinde büyük petrol yatakları vardır. Bu ülke, dünyanın
önemli petrol üreticilerindendir. Kolombiya, Brezilya ve Arjantin’den de petrol çıkarılmasına
karşın Venezuela tüm kıta rezervinin %81 ‘ini elinde bulundurur.
Kolombiyum ve petrol dışında bakır (Şili ve Peru), boksit (Surinam ve Guyana) ve demir
cevheri (Brezilya ve Venezuela) Güney Amerika’nın önde gelen diğer yeraltı zenginlikleridir.
Ayrıca çeşitli ülkelere dağılmış şekilde bulunan kurşun, çinko, manganez ve kalay da ekonomik
değere sahip yeraltı zenginlikleridir.
Güney Amerika kıtasının pek çok kesimi değerli taşları ile de ünlüdür. Bunlar arasında
Brezilya’da elmas ve altın, Kolombiya’da zümrüt sayılabilir.
Kıta, uzun sömürge geçmişi ve kömür bakımından fakir oluşu nedeni ile sanayileşme sürecine
geç girmiştir. Güney Amerika, 1930’lar öncesinde, sadece hayvansal hammaddeler satıp,
karşılığında sanayi ürünleri alan bir kıta görünümünde idi.
Günümüzde kıta ülkelerinin çoğunda tekstil ve gıda gibi temel sanayi kolları kurulmuş, başta
Brezilya, Arjantin ve Venezuela olmak üzere bir bölümünde makine üretimine geçilmiştir.
39
Kıtada sanayi faaliyetleri genellikle büyük şehirler ve metropollerde gelişmiştir. Bunun tek
istisnasını sanayi tesislerini ülke geneline yayan Kolombiya oluşturur.

Sanayi faaliyetleri için gerekli enerjinin temini ve kömür azlığı tüm kıta için önemli bir
sorundur. Bu sorun, petrol, doğalgaz ve hidroelektrik enerji ile giderilmeye çalışmaktadır.
Güney Amerika, ulaşım bakımından da yeterince gelişmemiştir.

Demiryolları çoğu yerde tek hatlı olmaları nedeni ile hem yavaş, hem de yaygın değildir.
Brezilya ve Arjantin ovaları demiryolu ağının yoğun olduğu iki kesimdir.

Demiryolları And dağlarında da beklenenden iyi durumdadır. Örneğin, Peru’da 4830 m. ye
tırmanan bir hat, dünyanın en yükseğe çıkan demiryolunu oluşturmaktadır.

Kıtada, yolcu ve yük taşınmasında ağırlık karayollarındadır. Örneğin Pan-Amerikan otoyolu
birçok ülkeyi birbirine bağlamasının dışında Kuzey Amerika’ya kadar uzanmaktadır.

Arjantin ve Brezilya’daki otomotiv sanayileri, kıtada karayolu yapımını özendirmektedir.

Ancak Andlar ve tropikal ormanların varlığı gibi coğrafi güçlükler karayollarının tüm kıtaya
yayılmasını engellemektedirler.

Bu coğrafi unsurlar, havayollarının gelişmesini sağlamıştır. Nitekim tüm ülke başkentleri ve
büyük şehirler, hem birbirlerine hem de Avrupa ve ABD’deki merkezlere havayolu ile
bağlanmış durumdadır.

Kıtada Parana, Paraguay, Orinoco ve Amazon nehirlerinin pek çok kesiminde buharlı gemiler ve diğer küçük deniz taşıtları kullanılır. Ancak bütün olarak bakıldığında Güney Amerika’nın şartları, kıta içi su ulaşımı açısından çok da elverişli değildir.

Okyanusya Kıtasının Genel Özellikleri:

Yerküre üzerindeki üç okyanustan, en büyüğü olan, Pasifik, hem yüzölçümünün daha büyük
olması, hem de üzerinde 30.000’den fazla irili ufaklı ada barındırması ile diğer okyanuslardan
ayrılır.
Büyük okyanus üzerinde, Asya ve Güney Amerika kıtaları arasında kalan adalara Okyanusya
denir.
Ancak, etnik ve kültürel bakımdan hem de Asya kıtasına yakın olmalarından dolayı Ryukyu,
Kuril, Aleut ve Japon Adaları ile Tayvan, Filipinler ve Endonezya, Okyanusya’nın dışında
tutulurlar. Bunlara “kıta adaları” denir.
Ayrıca Şili’ye ait Paskalya adaları ile Ekvador’un Galapagos adaları da Okyanusya dışında
kabul edilirler.
Okyanusya’nın sınırları çok belirgin olmamakla birlikte, genellikle Büyük okyanus üzerinde
doğu-batı yönünde 113° doğu boylamı ile 135° batı boylamı, kuzey-güney yönünde ise 56°
güney enlemi ile 27° kuzey enlemi arasında kalan saha olarak kabul edilir.
Buna göre, kıtanın büyük bölümü Yengeç ve Oğlak dönenceleri arasında kalmaktadır.
Kıtanın en büyük karası Avustralya’dır. Bu nedenle Okyanusya kıtasına bazı kaynaklarda
Avustralya kıtası da denir. Ancak, Avustralya, Okyanusya’nın bir parçası olup, tek başına bir
kıta sayılamaz.
Okyanusya, genel olarak Avustralya, Yeni Gine, Yeni Zelanda ve Tasmanya adaları dışarıda
tutulmak kaydıyla üç büyük ada grubuna ayrılır;

Melanezya: Siyah adalar demektir. İsmini üzerinde yaşayan insanlardan almıştır. Ekvatorun güneyinde Yeni Gine ile Yeni Zelanda arasında bulunan adalar grubudur. Bu adaların başlıcaları Bismarck takım adaları, Solomon adaları, Vanuatu, Yeni Kaledonya ve Fiji adalar grubudur.

Mikronezya: Küçük adalar demektir. Çoğu ekvatorun kuzeyinde ve Gün Değişim Çizgisinin batısında kalan, Guam, Manana adaları, Caroline adaları ve Kiribati adalarından oluşur.

Polinezya: Birçok ada anlamına gelir. Büyük okyanusun merkezinde, kabaca Gün Değişim
Çizgisinin doğusunda ve diğerlerine göre daha geniş sahaya yayılmış adalar grubudur.
Başlıcaları; Hawaii, Samoa ve Cook adaları ile Fransız Polinezyası ve Tokelau adalarıdır.

Okyanusya Kıtasının Doğal Özellikleri

A. Wegener’in (1880-1930) “Kıtaların Kayması ve Okyanusların Oluşumu ” teorisine göre
Avustralya, yaklaşık 65 milyon yıl önce Antarktika’dan ayrılarak, kuzeydoğuya kaymış ve
bugünkü yerini almıştır. Okyanusya’yı meydana getiren diğer adaların bazıları çok eski, bazıları da (volkanik adalar ve mercan adaları) genç adalardır.

Melanezya adaları ve Mariana adaları volkanik kökenlidir. Bunların oluşumu Gün değişim
çizgisinin batısındaki derin deniz çukurlukları ile ilgilidir. Büyük okyanusun doğusunda
okyanus tabanı yaklaşık 5.500 m derinlikte ve sade yapılı iken, batı kısmının tabanı, oldukça engebelidir. Pek çok ada ile derin deniz çukurluklarını barındırır. Bunlardan biri olan Mariana çukurunun derinliği 11.034 m.yi bulur.

Benzer şekilde tarih Değişim çizgisinin hemen batısındaki Tonga çukurunun derinliği de
10.882 m.dir.

Polinezya ve Mikronezya adalarının oluşumu, Pasifik okyanusunun altındaki sıcak noktalar ile ilişkilidir. Bu sıcak noktalar üzerinde mantodan yükselen sıcak ve katı maddeler, deniz üzerine çıkarak volkanları oluşturur.

Okyanusun altındaki bu sıcak noktalar, devamlı olarak batı ve kuzeybatıya doğru ilerler.
Dolayısı ile volkanı oluşturan sıcak nokta bir süre sonra onun altından uzaklaşır ve volkanik faaliyet sona erer. Ancak aynı sıcak nokta, yakın bir yerde ikinci bir volkanik adayı oluşturmaya başlar.Bu oluşum özellikle Hawaii adalarında çok belirgindir. Bu nedenle Hawaii adaları zincir gibi dizi halinde uzanır.

Sıcak noktalarda oluşan adalar genellikle bazik yapılıdır.

Büyük okyanus adalarının çoğu, birer atoldür. Atoller, (mercan adaları) şu şekilde oluşurlar;
40 m. den daha derinde yaşayamayan mercanlar önce, deniz yüzeyinin üzerine yükselen bir volkanik adanın kıyılarında birikmeye başlarlar. Mercan birikimi devam ederken ada da yavaş yavaş alçalarak yükselti kaybeder. Bir süre sonra ada sular altında kalırken onun üzerinde biriken mercanlar su seviyesinin üzerinde kalırlar.

Atollerin su üzerinde olabilmeleri için adanın alçalma hızının mercanların birikerek yükselme hızından daha yavaş olması gerekir.

Dünyadaki aktif volkanların yarısından fazlası bu bölgededir. Volkanların aktif olduğu bu
sahalar aynı zamanda büyük depremlerin de en fazla olarak görüldüğü bölgelerdir.

İKLİM

Avustralya’nın iç kısımlarında etkin olan karasal iklim bir yana bırakılacak olursa,
Okyanusya’nın neredeyse tamamında tropikal iklim görülür. Sıcaklık, nem ve yağış miktarları yıl boyunca büyük değişiklikler göstermez.

Yıllık ortalama sıcaklık 23-27°C arasında değişir. En sıcak ay ile en soğuk ay arasındaki fark 2-4°C kadardır. Ancak gün içindeki oynamalar 6-7°C.yi bulur.

Nem, bütün adalarda çok yüksektir. Yağış düzenli ve boldur. Bunun nedeni ekvatora yakınlık ve okyanusun etkisidir. En yağışlı kesim 5° kuzey paraleli boyunca uzanan bölgelerdir ve buralarda 2000 mm.nin üzerinde yıllık ortalama yağış alınır.

Ekvatordan kuzeye ve güneye doğru gidildikçe yağışlar da azalır. Öte yandan alize* rüzgarları da Okyanusya için karakteristiktir

Bitki Örtüsü

Avustralya dışında kalan Okyanusya kıtasına ait doğal bitki örtüsü tamamen iklim şartları ile
ilişkilidir. Sıcak ve bol yağışlı tropikal iklim etkisiyle, adaların vejetasyon örtüsü çok zengindir.
Adaların alçak kesimleri tropikal yağmur ormanlarının en iyi gelişme sahalarındandır. Yağmur
ormanları genellikle 300-500m yükseğe kadar çıkar. Bu ormanlar türce zengin ve sık
dokuludur.

Daha yükseklerde ise orman varlığı yine devam etmesine karşılık, tropikal yağmur ormanları yerlerini çam ve meşe ormanlarına bırakır.

Ayrıca kıtanın dikkati çeken bir başka özelliği de endemik* bitki türlerinin çok fazla olmasıdır.

Örneğin, Yeni Zelanda florasındaki bitki türlerinin %72’si endemiktir
Kıta endemizmi, hayvan türlerinde de kuvvetlidir. Örneğin dünyanın yumurtlayan
memelilerden biri olan “ekidna” Okyanusya’da yaşar.

Avustralya’da memelilerin ve kuşların %60’ı, Hawaii böceklerinin %99’u, kara
salyangozlarının ise tamamı endemiktir.

Akarsu ve Göller

Okyanusya, birkaçı dışında küçük adalardan meydana gelen bir kıtadır. Bu nedenle Avustralya adasının doğusu dışında belirgin bir akarsu şebekesi yoktur.

Küçük adalara düşen yağmur suları, henüz bir akarsu oluşturamadan denize ulaşırlar.
Güney Avustralya’da Adelaide kentinin doğusundan okyanusa ulaşan Murray-Darling ırmağı, kıtanın en önemli akarsuyudur.

Kıtada önemli bir göl de yoktur. Sadece Avustralya’da, deniz seviyesinden daha aşağıdaki bir çanağın içinde yer alan ve tuzlu bir bataklık görünümündeki Eyre gölü bunun istisnasını
oluşturur. Diğer adalarda da bazı küçük, volkanik krater göllerine rastlanmaktadır.

Kıtanın Beşeri ve Ekonomik Özellikleri

Beşeri Özellikler

Okyanusya’daki ilk yerleşmelerin tarihçesi ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak
bilinmemekte, ancak 30.000 yıl kadar önce Filipinler ve Endonezya’dan gelen Avustralya
yerlilerinin, Melanezya adalarının’ batısından başlayarak doğuya doğru göç ettikleri ve adaları ilk kez yerleşime açtıkları kabul edilmektedir.

Avrupalıların en son keşfettikleri okyanus, Pasifiktir. Burayı ilk gören Avrupalı, İspanyol kâşif Balboa’dır. Balboa, 1513 yılında Karayib denizini ve Panama kıstağını geçerek batıdaki bu
okyanusa ulaşmıştır.

Ancak 1520-1521 yıllarında Güney Amerika kıtasının güneyindeki Macellan boğazından geçip, Filipinlere kadar tüm Pasifiği geçen ve adalara ilk ayak basan Avrupalı, Portekizli kaşif Macellan olmuştur.

Ferdinand Macellan, bu büyük denize yumuşak ve düzenli rüzgarları nedeniyle Portekizce
‘durgun’ anlamına gelen “pasifico” adını vermiştir.

Pasifik okyanusunun en büyük kaşifi ise İngiliz James Cook’tur. 1768-1779 yılları arasında
düzenlediği üç seyahat ile Okyanusya kıtasının tamamını keşfeden Cook, çizdiği haritalarda okyanustaki adaların çoğunun yerini şaşırtıcı derecede doğru olarak gösterebilmiştir.

Pasifik adalarının çoğu, siyasal bakımdan II. Dünya Savaşı’na kadar ABD, Japonya ve büyük Avrupa devletlerinin denetimi altında kalmışlardır.

Sömürgecilikten ilk kurtulan Okyanusya ülkesi (1901) Avustralya’dır. Diğer Okyanusya
ülkelerinin çoğu II. Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsızlıklarını kazanmış, ya da bir ölçüde
özerklik elde etmişlerdir.

Günümüzde kıta üzerinde 25 ülke vardır. Ancak bunların 11’i halen sömürge durumundadır.

Aslında bağımsız olanların da eskiden denetimi altında oldukları ülkeye karşı ekonomik
bağımlılıkları devam etmektedir.

Toplam kara alanı 8.900.000 km2’yi bulan Okyanusya, kıtasının 2010 yılı nüfusu 34.000.000 civarındadır.

Yüzölçümü bakımından dünya karalarının %6’sını oluşturan kıta, nüfus açısından dünya toplamının sadece %0,5’ini barındırır. Buna göre, nüfus yoğunluğu çok düşük olup, km2 başına 3.8 kişi düşer.

Kıta nüfusu, daha çok adaların sahil kesimlerinde kurulmuş, modern ve planlı şehirlerde
yoğunlaşmıştır.

Ancak iç kesimlerde, çiftlikler ve plantasyonlar dışındaki yerleşme birimleri ve meskenler son derece ilkeldir.

Örneğin; adaların pek çoğunda yerli halkın yaşadığı ağaç kovuklarına, ağaçlar üzerinde
kurulmuş evlere, kazıklar üzerinde inşa edilmiş meskenlere, sal veya sandal evlere günümüzde de rastlanmaktadır.

Okyanusya, insan toplulukları bakımından, beş gruba ayrılabilir:

Melanezyalılar: Çoğunlukla küçük köylerde yaşayan, siyah derili grup, daha ziyade Yeni Gine, Yeni Kaledonya, Solomon Adaları, Fiji ve Vanuatu’da yerleşmiştir. Geçimlerini Hindistan cevizi, kahve ve kakao yetiştirerek sağlarlar.

Polinezyalılar: Orijinlerinin Malaya yarımadası olduğu düşünülür. Polinezya adalarında
yaşarlar. Geçimlerini balıkçılıkla sağlarlar.

Mikronezyalılar: Mikronezya adalarında, bir şef önderliğinde kabileler halinde yaşarlar.
Görünüş olarak Melanezyalılar ile Polinezyalıların karışımıdırlar.

Asyalılar: Güney ve Gn.dğ. Asya’dan 18.yy sonunda gelmişlerdir. Bu grup içinde Çinli, Hintli, Vietnamlı ve Filipinliler ağırlıktadır.

Avrupa ve Amerikalılar: Sömürge döneminde göç etmişlerdir. Kıtadaki şehirsel nüfusun büyük bölümünü oluşturur ve Ticaret ile sanayi faaliyetlerinin çoğunu ellerinde tutarlar.

Ekonomik Özellikler

Tarla tarımı, hayvancılık, sanayi ve ulaşım yönünden ileri olan Avustralya ve Yeni Zelanda
dışında Okyanusya adalarının ekonomisi çeşitlilik göstermez. Başlıca geçim kaynakları tarım, balıkçılık, turizm ve kendiliğinden yetişen bitkilerin toplanmasına dayanır.

Tarım ürünleri içinde Hindistan cevizi, şekerkamışı, pamuk, kakao, pirinç ve çay başta gelir.

Bu ürünler çoğu yerde sadece geçimin teminine yönelik olarak yetiştirilirler. Ancak Hawaii
adalarında Hindistan cevizi ve ananas üretimine yönelik geniş ticari plantasyonlar mevcuttur.

Balıkçılık, genelde önemlidir. Solomon Adaları, Fiji ve Kiribati ticari balıkçılıkta diğer
ülkelerden daha ileri düzeydedir.

Turizm, Okyanusya ülkelerinin hemen tümünde gelişmiş veya gelişmektedir. Özellikle Fransız Polinezyası, Guam, Hawaii ve Fiji’de turizm ileri düzeydedir.

Madencilik;

sadece Y.Kaledonya (nikel), Fiji (altın,gümüş), Nauru (fosfat) ve Solomon adalarında (altın) ekonomik değer taşımaktadır.

Sanayi ise Hawaii dışındaki adalarda istenilen düzeyde olmayıp, daha ziyade tarım ve su
ürünlerinin işlenmesine dayalıdır. Ancak Batı Samoa ve Solomon adalarında, orman ürünlerine yönelik bazı sanayi tesisleri bulunmaktadır.

Okyanusya’da kara ve demiryolu ulaşımı gelişmemiştir. Buna karşılık deniz ve hava ulaşımı
oldukça iyidir. Özellikle Fiji, Solomon ve Hawaii gibi ülkelerdeki, yüzlerce ada birbirine yük
ve yolcu taşıyan gemi ve feribotlarla bağlanmıştır. Adaların çoğunda ulaşıma yardımcı olan
doğal limanlar vardır.

Uluslararası standartlara uyan havaalanları, daha ziyade başkentlere inşa edilmiştir.
Ayrıca, üzerinde yerleşim bulunan her adadaki, düzlükler de küçük uçaklar için havaalanı işlevi görmektedir.

Buzullarla kaplı olan kıta dünyanın en büyük tatlı su deposudur. Buzulların ortalama kalınlığı 2000 metreyi bulur.

Afrika ve Okyanusya’nın güneyinde ve içinde ülke bulunmayan tek kıtadır. Bu kıtada çeşitli ülkelerden gelen araştırmacılar ve araştırma istasyonları vardır.

Bunun dışında balina avcılarına ender olarak rastlanır. Penguenler ve morslar kıtanın en önemli sakinleridir.

ANTARKTİKA

13 500 000 km2’lik bir alanı içine alan bu kıta, diğer kıtaların bir uzantısı olmayıp, ayrı bir kara
parçasıdır. Güney Kutbunda yer alan kıta, tamamen buzullarla kaplıdır.
Kıtadaki buzul kütlesi, dünya toplam tatlı su rezervinin %68’ini oluşturur. Antarktika’nın
çevresi, yüzen buz parçalarıyla kaplı Güney Buz Denizi ile çevrilmiştir.
Antarktika en soğuk kıtadır. Sıcaklık, yazın (ocak) -30°C kadardır. Hızı saatte 150 km.yi aşan
soğuk rüzgarlar günlerce eser. Öte yandan Antarktika dünyanın en kurak kıtasıdır. Yıllık
ortalama yağış miktarı sadece 50 mm kadardır.
Arktika gibi Antarktika’da da yılın bir mevsimi devamlı karanlıktır.

Kıtada bazı böcek türleri dışında kara hayvanı bulunmaz. Karanın, canlı ortamı bakımından
fakirliğine karşın, kıtayı çevreleyen Güney Buz denizi ve bazı kıyıları hayvan yaşamı açısından zengindir. Birçok balık türü, balinalar ve fokların yanı sıra penguenler, martılar ve çeşitli kuşlar bulunur.

Antarktika, 16.yy’dan beri bilinen, ancak 20.yy’ın başlarına kadar kıyılarına fok avcılarının
dışında kimsenin uğramadığı bir kıtadır.

Güney kutup Noktası’na ilk kez 1911 yılında Norveçli Roald Amundsen ulaşmıştır. Günümüzde kıtadaki farklı bölgeler için yedi ülke (Arjantin, Avustralya, İngiltere, Şili, Fransa, Yeni Zelanda ve Norveç) hak iddia etmekle birlikte, bu talep, Amerika ve Rusya Federasyonu da dahil olmak üzere diğer ülkeler tarafından kabul edilmemektedir.

1959 yılında yapılan “Antarktika Antlaşması”na göre kıta topraklarından sadece barışçıl
amaçlarla yararlanılabilir, askeri üs kurulamaz, silah denemeleri yapılamaz, elde edilen bilimsel veriler gizlenemez. Antarktika’da 17 ülkeye ait 37 adet daimi bilimsel araştırma istasyonu mevcuttur.

Bilimsel araştırmalar, buzların altında kömür, bakır, kurşun, altın, uranyum gibi maden
kaynaklarının bulunduğunu ortaya koymuştur. Bunların çıkarılıp işlenmesi henüz mümkün
değildir. Dolayısı ile Antarktika’nın yer altı kaynakları fazla değer taşımaz.

Antarktika, dikkat çekici boyutlarda, turizm faaliyetlerine de sahne olmakta ve yılda 30-40 000 kadar turist gemilerle kıta kıyılarının yaban yaşamını görmeye gitmektedir.

Baltalimanı Ticaret Antlaşması ve sonuçları

0

Baltalimanı Ticaret Antlaşması ve sonuçları

Baltalimanı Antlaşması 1838 Baltalimanı Ticaret fonvansiyonu (16 Ağustos 1838) Osmanlı Devleti’nin Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı ile İstanbul’un Baltalimanı semtinde imzaladığı ticaret antlaşmasıdır.

Osmanlı Devleti 1826’dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli ham maddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu
sistem Büyük Britanya’nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı Devleti’ne baskı yapıyorlardı. Osmanlı Hariciye Nazırı
Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya’ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu Baltalimanı’nda devlete olan yalıda imzaladı. Konvansiyon 8 Ekim 1838’de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.

Bu antlaşmanın bazı maddeleri şunlardır:

1. Tekel sistemi kaldırıldı. Britanyalılara diledikleri miktarda hammaddeyi satın alma imkânı verildi.

2. İç ticarete Osmanlı vatandaşlarının yanı sıra Britanyalıların de katılması öngörüldü.

3. Britanya vatandaşları Osmanlı ürünlerini Osmanlı tebâsından tâcirlerle aynı vergi koşulları altında satın alma hakkına sahip oldular.

4. Britanyalılarla olan transit ticaretten alınan vergi resmi kaldırıldı.

5. Büyük Britanya gemileriyle gelen Britanya malları için bir defa gümrük ödendikten sonra, mallar alıcı tarafından nereye götürülürse götürülsün bir daha gümrük ödenmeyecekti.

Yukarıda sıralanan maddelerin sonuncusu, Britanya vatandaşları Osmanlı Devleti sınırları içinde ticaret yaparken Osmanlı vatandaşlarından bile daha az vergi ödeyecekleri anlamına geliyordu.

Örnegin Selanik’ten İstanbul’a mal gönderen Müslüman yerli tüccar devlete transit gümrük vergisi ödediği halde Britanyalı tüccar bu vergiden muaf olmuş ve Müslüman tüccarların bir başka Osmanlı şehrine mal göndermesine, ticaret yapmasına yüksek vergilerden dolayı fiilen imkân kalmamıştı.

1838-1841 yıllarında buna benzer antlaşmalar Fransa, İsveç, Norveç, İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve Portekiz’le de imzalandı. Bu antlaşmalar kapitülasyon sistemini sağlamlaştırdı,
Osmanlı sanayine büyük bir darbe vurdu. Osmanlı Devleti’nin diğer devletlere borçlanmasına yol açtı ve mali çöküntüsünü hızlandırdı.

 

 

Navarin Olayı

0

Navarin Olayı

Navarin bugün Yunanistan topraklarında kalan bir liman şehridir. 1460 yılından itibaren Osmanlıların elinde bulunan şehrin tarihi önemi; İngiliz, Fransız ve Rus gemilerinden oluşan müttefik donanmanın 20 Ekim 1827 tarihinde Osmanlı donanması ile yaptığı ve adı geçen devletlerle bir savaş durumu olmamasına rağmen Osmanlı donanmasını adeta bir baskınla yok ettiği savaştan gelir.

1821’de Mora’ da başlayan Rum isyanının kısa sürede gelişmesi üzerine Türkler kalelere çekilip yardım beklemeye başlamışlardır. Ancak bu yardım gelmedi. Bunun üzerine üç dört hafta içerisinde kaleler Rumların eline geçti. Rumlar, buralardaki Türklere çok kötü
davrandılar ve binlercesini öldürdüler. Mora daki isyanın yönetimini büyük papazlar ele almıştı. Bu da isyanın ulusal ve dinsel bir karakter almasına yol açmıştı. Diğer taraf, Ege
denizindeki adalarda bulunan Rumlar, savaş gemileri haline getirdikleri ticaret gemileri ile ayaklanmayı Ege adalarına da yaydılar. Böylece Mora’ da ve adalarda genel bir Rum isyanı
ile birlikte Ege denizinde Türk-Yunan egemenlik savaşı başlamış oldu.

Soruna daha sonra batılı devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda müdahale etmeleri üzerine Rum isyanı farklı bir boyut kazandı. Osmanlı Hükümeti ise, bu şekilde gelişmeler gösteren Rum isyanını bastırmak üzere büyük çaba harcıyordu, fakat karada ve denizde bazı başarılar elde etmesine rağmen, bir türlü isyanı bastıramıyordu. Bu şekilde 1824 yılına gelindiğinde, çarpışmalar karada ve denizde bütün şiddetiyle sürüyordu. Bunun üzerine
Osmanlı Hükümeti, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’dan yardım istedi.

1805’de Mısır’a vali olan Mehmet Ali Paşa, kısa sürede ülkeyi kalkındırmış ve güçlü bir ordu kurmuştu. İstanbul Hükümeti yardım isteyince Mora, Girit valiliklerinin de kendisine
verilmesi karşılığında, Rum isyanını bastırmak üzere harekete geçeceğini bildirdi.

Bu istekler Osmanlı Hükümeti’nce kabul edilmesi üzerine oğlu İbrahim Paşa komutasında 54 adet savaş gemisi, 16.000 asker, 150 top ve 400 ticaret gemisinden oluşan bir kuvveti 9 Temmuz 1824’te Mora üzerine gönderdi.

Burada Osmanlı orduları ile birleşerek, 1825 yılında Miaulis komutasındaki isyancı Yunan filosunu yenerek içindeki kara kuvvetlerini Navarin Limanı’ndan çıkardılar, daha sonra gelişen kara muharebelerini de kazanarak asilerin eline geçen yerleri geri almaya başladı ve sonuçta 1827 yılında Misolongi ve Atina’yı teslim alarak isyanı bastırdı. Böylece devlet otoritesi buralarda yeniden kurulmuş oldu.

Mehmet Ali Paşa’nın bir kuvvet olarak Osmanlı Devleti’ne katılmasından sonra Akdeniz’in doğusunda kuvvetli bir devletin doğmasından endişelenen İngiltere’nin çıkarları, Akdeniz’in doğusunda tek ve kuvvetli bir devletten ziyade kendilerinin yardımına muhtaç zayıf bir Osmanlı Devleti ile gene ufak bir Yunan Devleti olmasından yanaydı.

İngiltere’nin dışında Rusya ve Fransa’nın da Osmanlı Devleti konusundaki ilgi ve çıkarları devam ediyordu. Büyük devletlerden olan Avusturya-Macaristan ise bu ayaklanmanın kendi toprakları içinde tehlikeli olabileceği endişesiyle pek karışmak istemiyor ve Osmanlının bir iç sorunu olarak değerlendiriyordu.

Yunan isyanının başarıya ulaşmasına katkı sağlamak üzere önce 4 Nisan 1826’da Petersburg’da bir İngiliz-Rus protokolü imzalandı. Daha sonra İngiliz Hükümeti 6 Temmuz 1827 günü Londra’da ikinci bir konferans tertipledi ve konferansa İngiltere’nin yanı sıra
Rusya ve Fransa temsilcileri de katıldılar ve sonuçta Yunanistan’ın Osmanlı Devleti’ne vergi veren bir muhtar devlet olmasını ve Türklerin Mora’dan çıkarılmalarını, bu koşulların reddedilmesi halinde Osmanlı Devleti’ne karşı şiddet politikasının izleneceği, bu amaçla da Ege Denizi’nde bir birleşik filo bulundurulacağını öngören bir andlaşma imzaladılar.

tasındaki Fransız ve Amiral Heyden komutasındaki Rus filosu da Akdeniz’e hareket etmiş ve müttefik filo Navarin önlerine gelmişti. Londra Konferansı’nın sonucu kendisine ulaştırılan Osmanlı Hükümeti bu konferansın gereği olarak verilen notaya ret cevabı
vermiştir.

Aynı tarihlerde Kavalalı Mehmet Ali Paşa ile Osmanlı Derya Kaptanı Hüsrev Paşa arasındaki çekişme son haddine ulaşmış, Mısır Donanması ve kara kuvvetinin komutanı İbrahim Paşa, Osmanlı donanması ile koordineli hareket etmek yerine bölgeye intikal eden Fransız amirali ile görüşmelere de başlamıştı.

Osmanlı-Mısır Müttefik donanmasının Navarin’ de bulunduğu bir sırada İngiliz, Fransız ve Rus müttefik Donanması da liman ağzında bulunuyordu. Bu sırada Navarin’ de bulunan Türk filosunun komutanı Çengeloğlu Tahir Paşa, Mısır filosunun komutanı da Muharrem Bey’di. Bütün donanma komutanlığı da karacı olan İbrahim Paşa’ya verilmiş bulunuyordu

İbrahim Paşa, bu mevcut hakkında Babıâli’ye gönderdiği rapora gelen cevapta; “ Navarin limanı boğazını güzelce muhafaza ile mersumların ayak patırtılarına nigah etmeyerek icabeden gemilerle hareket ve Frenk donanmasından fiili mümanaat
görüldüğünde misliyle karşılıkta bulunulması” bildirilmiştir. Bunun üzerine İbrahim Paşa hemen filo ve gemi komutanlarını toplantıya çağırmış ve uzun görüşmelerden sonra Türk donanmasının üç devlet donanmasıyla harp etme gücünde bulunmadığı sonucuna varılmıştı.

İbrahim Paşa, daha sonra yerine herhangi bir vekil bırakmaksızın, kara harekâtını yönetmek üzere Mora’ ya gitmişti. Hareketinden önce Çengeloğlu Tahir Paşa’ya “herhangi bir silahlı çatışmaya meydan vermeme“ emrini vermişti.

Navarin Deniz Savaşın’nda Kuh-u Revan Gemisinin İngiliz Gemisiyle Topçu Muharebesi

Müttefik amiraller, harekâta limana bir Fransız gemisi sokmakla başladılar. Posta gemisi süsü verilen bu gemi sözde Mısır filosunda çalışmakta olan Fransız subaylarına mektup ve paketlerini getirmişti. Fransız gemisinin komutanı, limana demirledikten sonra, bir taraftan limanda yatan Osmanlı ve Mısır savaş gemilerinde görevli Fransız subaylarını Osmanlı Donanması’na yapacakları baskın harekâtından haberdar ederken, diğer taraftan da Osmanlı-Mısır donanmasının demir yerlerinin krokilerini yaptırmış, hatta Mısır filosunun da limanı terk etmesini önermişti.

Mısır filosunun ayrı, Osmanlı filosunun ayrı ve müstahkem mevkiler komutanının ayrı ayrı olması, her üçünün üstünde bir komutan olmayışının eksikliği ile ayrıca İbrahim Paşa’nın, Çengeloğlu Tahir Paşa’ya daha önce belirtilen şekilde bağlayıcı bir talimat vermesi üzerine, Osmanlı tarafında tam bir karışıklık yaşanıyordu.

Buna karşılık İngiliz, Fransız ve Rus müttefik donanmasına ait gemiler 20 Ekim 1827 günü birer birer limana girdiler. Bu esnada Türkler hiçbir düşmanlık belirtisi göstermemişti. Bir saldırı ise kesinlikle beklenmiyordu. Limana girişlerin önlenmesi maksadıyla yerleştirilmiş olan kara bataryaları da gemiler gibi suskun kalmıştır. Müttefik donanmanın unsurları daha önce çıkartılan Osmanlı donanmasına mensup gemilerin demirledikleri yerlere ait krokiden yararlanarak Osmanlı gemilerinin demirlediği hatta paralel olarak demirlemişlerdi.

İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları, Navarin limanını derhal ablukaya alarak, Yunanlılar üzerine bir harekette bulunulursa, karşı koyacaklarını bildirdiler. Müttefik Donanma hazırlığını bitirdikten sonra Dartmouth firkateyni birkaç Türk ateş kayığının demir alarak uzaklaşmasını istedi. Türk kaptanları ise bunu reddettiler. Başlatılan tartışma müttefik donanmanın isteği doğrultusunda büyüdü. Dartmouth firkateyni taciz ve tehdit edici tutumunu sürdürmesi üzerine tahrik olan Türk ateş kayığı filinta ile ateş etti. Dartmouth da toplarıyla bu harekete karşılık verdi. Bu atışları Müttefik donanmanın amirallerinin verdiği emirle
donanmanın diğer gemilerinin hep birlikte ateş açmaları izleyince, Osmanlı donanması sonuçta büyük bir bozguna uğramış ve Osmanlı gemilerinin hemen hemen hepsi zarar görmüş, 57 tanesi yanmıştı.

Osmanlı donanmasının adeta yok olmasına yol açan Navarin Olayı; Yunanistan’da, Fransa’da ve Rusya’da büyük sevinç, İngiltere’de ise hoşnutsuzluk yarattı. Londra Hükümeti
olayın “teessüf edilecek bir kaza” olduğunu ilan etti ve harekâta katılan İngiliz amiralini görevinden azletti. Aynı şekilde Avusturya da bundan memnun kalmadı. Zira Navarin olayı ile Metternich sistemi ve Kutsal ittifak fiilen yıkılmış oldu. Nitekim Meternich’e göre, “Navarin ile tarihte yeni bir dönem başlıyor”du. Bu iki devletin Navarin Olayı karşısında, bu şekilde bir tavır almasına, Rusya ve Fransa’nın Boğazlar ve Balkanlar’da ortaya çıkan istekleri ile, Osmanlı donanmasının yediği büyük darbeden sonra, Rusya’nın güneye inmesine engel olabilecek bir gücün kalmaması endişesi neden olmuştur.

Navarin Olayı, bu çok yönlü sonuçları yanında, Osmanlı denizciliği açısından da önemli bir dönüm noktası olmuştur. Denizlerle birbirine bağlı olarak üç kıtada toprakları ve yaklaşık 16.000 mil kıyısı bulunan Osmanlı İmparatorluğu’nu, aniden “Donanmasız Bir
Deniz İmparatorluğu” haline düşürmüştür. Bu da imparatorluğun geleceği bakımından sakıncalı bir durum yaratmıştır. Bu nedenle de, Navarin Olayı’na en büyük olumsuz tepkiyi doğal olarak Osmanlı Devleti göstermiştir. Bir defa, bu olay, Mora’da duruma hâkim olan Türk kuvvetlerini yenik duruma soktu. Bu da bölgede olayların yeniden başlamasına yol açtı.

Diğer taraftan siyasi ve askeri yönlerden büyük kayıplara uğradı. Bunlar da İstanbul Hükümetini sert önlemler almaya yöneltti.

Osmanlı Hükümeti, bir taraftan asker toplarken, diğer taraftan Boğazları bütün gemilere kapattı. Bundan sonra, 9 Kasım’da Avusturya elçisi aracılığıyla İngiltere, Fransa ve Rusya’ya bir nota vererek, bu üç devletten ortada bir savaş durumu yokken donanmasının batırdıkları için tazminat ve Yunan işi ile ilgilerini kesmelerini istedi. Bunların yerine getirilmesine kadar da bu devletlerin İstanbul elçileriyle ilgisini kesti. Bunun üzerine, Osmanlı önerilerini kabul etmeyen, İngiliz, Fransız ve Rus elçileri İstanbul’dan ayrıldılar. Osmanlı Hükümeti de durumu protesto etti. Böylece Osmanlı ile bu üç devlet arasında siyasi ilişkiler
kesilmiş oldu.

Navarin Deniz Savaşı

Navarin Olayı; Osmanlı Devleti’ni donanmasız bırakmakla kalmamış, denize elverişli ve tecrübe sahibi subay ve gemicileri, yarı teknik personeli de beraberinde yok etmişti. Böylece devletin önemli bir sanayi kolu sayılabilecek bahriye sektörü çökme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyordu. Diğer taraftan, devletin kara kuvvetlerinde yapılan reform hareketleri kapsamında Yeniçeri Ocağı da 1826 yılında kaldırılmış olduğu için, devlet bu Navarin Faciası ile ordunun yanında donanmasız da kalmıştı. Navarin olayi ile, Türkler deniz gücü yok edildiği için, bir bakıma Yunanistan’ın bağımsızlığı da onaylanmış oluyordu. Harp iki yıl daha
devam etmiş, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Rusya’ya karşı yaşanan bir yenilgi sonunda 1829 yılında imzalanan Edirne Antlaşması ile de Yunanistan’ın bağımsızlığı gerçekleşmiş ve daha sonra günümüze kadar devam edecek olan “Ege Sorunu”nun da
başlangıcını oluşturmuştur

1830 da Bağımsız Olmasından Sonra Hızla Büyüyen Yunanistan Devleti

Navarin Olayı’nda alınan yenilgi sonucunda ve Yunanistan’ın bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmasıyla birlikte, bu topraklardan evvelce yapılmakta olan denizci er, usta ve
işçi devşirme imkanları ortadan kalkıyor, dolayısıyla da denizciliğin gelişme imkanları daralıyordu.

Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletleri yüzünden uğradığı bu felaketten sonra yeni bir donanma yapabilmek için çok büyük emekler sarf edilmeye başlandı ve Karadeniz’de Rus donanmasına karşı koyabilecek bir kuvvet hazırlama uğraşına gidildi. Lakin Derya Kaptanlığı’nın hemen Çengeloğlu Tahir Paşa’ya verilmesi gerekirken birbiri ardına denizle hiç ilgisi olmayan paşalara verildi. Kara kuvvetlerinin sevk ve idaresinden anlayabilen bu kişilerin içinde bulundukları dar ve tehlikeli zamanda ihtisasları dışında ve tamamıyla farklı bir durum arz eden deniz harekâtının sevk ve idaresi konularında tedbir alabilecek yeteneğe sahip olamadıkları gibi, muhtemelen devletin o zaman deniz kuvvetine ne kadar muhtaç olduğuna bile akıl erdiremiyorlardı.

Navarin Olayı’nın en acı sonuçlarından biri de; Rusya’ya, Osmanlı Devleti’ne karşı savaş açmak için uygun bir fırsat ve ortamı yaratmış olmasıydı. Sultan III.Selim’in inşa ettirdiği donanmanın meydana gelişi ve harp kifayetine ulaştırılması için altı yıla ihtiyaç
duyulmuştu. Buna karşılık o yıllarda Ruslar hem Karadeniz, hem de Akdeniz’den bastırmaya başlamış, “Boğazlar Sorunu” olarak siyasi literatüre geçecek olan Rusların Boğazlardan sıcak denizlere inme isteği sık sık gündeme gelir olmuştur. Zira Navarin Olayı sonrasında Fransa ve İngiltere, Osmanlı Devleti ile savaş yapmak niyetinde değil iken Rusya ise, Osmanlı İmparatorluğu’na Nisan 1828’de savaş açmıştır

 

Cümlenin Anlamı ve Yorumu

0

Cümlenin Anlamı ve Yorumu

Öznel Anlatım: Doğruluğu veya yanlışlığı kişiden kişiye değişen, kanıtlanamayan yargıları içeren cümlelerdir.
Nesnel Anlatım: Doğruluğu ya da yanlışlığı kişiden kişiye değişmeyen, kanıtlanabilen yargılardır.
İstanbul, tarihi ve doğal güzellikleriyle dünyanın en güzel şehirlerindendir.
Güzellik kavramı kişiden kişiye değişebilir, özneldir.
Toplantıda konuşulanlar çok sıkıcıydı.
Sıkıcılık kavramı kişiden kişiye değişebilir, özneldir.
Filmde olaylar küçük bir kasabada geçiyor.
Filmde olayların küçük bir kasabada geçtiği değişmez bir gerçektir. Nesneldir.
Ay,dünyanın uydusudur.

Bilimsel veriler nesneldir.
Başarılı olmak için önce başarıya şartlanmak gerekir.
Tamamen öznel bir cümledir, başarının şartları kişiden kişiye değişir.

Neden Sonuç ve Amaç Sonuç Cümleleri

*Bağlaçtan önceki yargı gerçekleşmişse neden-sonuç, henüz gerçekleşmemişse amaç-sonuç cümlesidir.
Bağlacın yerine “amacıyla” kelimesini koyabiliyorsak amaç sonuç, koyamıyorsak neden
sonuç cümlesidir.
Neden sonuç cümleleri aynı zamanda gerekçeli yargılardır.
Para çekmek için bankaya gitti. (para çekmek henüz gerçeklememiş, amaç-sonuç)
(Para çekmek amacıyla bankaya gitti.)
Para çektiği için alışverişe gitti. (Para çekme işi gerçekleşmiş, neden-sonuç)
 Borçlarından kurtulmak için evini satmış (amaç-sonuç)

 Aşırı sıcaklar yüzünden can kaybı yaşandı. (neden-sonuç)

 Sen gelmedin diye açmadı güller. (neden-sonuç)

 Bir ev almak için yıllardır para biriktiriyoruz. (amaç-sonuç)

 Koşul (Şart) Cümleleri

 Eylemin gerçekleşmesinin bir koşula bağlı olduğu cümlelerdir.

 Ödevini bitirirsen oynamaya gidebilirsin.

 Yeterli çalışırsan sınavı kazanırsın.

 Kimseyi üzmeyin ki başkaları da sizi üzmesin.

 Karşılaştırma Cümleleri

 Herhangi iki şey arasında karşılaştırma yapmaktır.

 Daha, en, ise gibi kelimelerle oluşturulur.

 Yağmur denizden daha çalışkan bir öğrencidir.

 İstanbul kalabalık bir şehir İzmir ise daha sakin

 En sevdiğim şair Orhan Veli’dir.

 Doğrudan ve Dolaylı Anlatım

 Doğrudan anlatım bir kişinin, başkasının sözlerini hiç değiştirmeden aynen aktarmasıdır.

 Dolaylı anlatım ise bir kişinin başkasının sözlerini kendi ifadeleriyle anlatmasıdır.

 Babam bana “Annen ve ben Konya’nın bir ilçesinde doğup büyüdük.” dedi. (doğrudan anlatım)

 Babam bana, annem ve kendisinin Konya’nın bir ilçesinde doğup büyüdüklerini söyledi. (dolaylı anlatım)

 Sitem ve Yakınma Cümleleri

 Bir kişiye olan dargınlığı kırgınlığı öfkelenmeden belirtmeye sitem denir.

 Bir şeyden şikayet etmeye yakınma denir.

 Dün yüzüme bile bakmadan gittin. (sitem)

 Her gün bu evi temizlemekten bıktım. (yakınma)

 Tanım Cümlesi

 Bu nedir sorusunun cevabını veren cümlelerdir.

 Öznel veya nesnel olabilir.

 Şiir gönülden gönüle ulaşan bir köprüdür.

 Kanguru arka ayakları üzerinde sıçrayabilen otçul, keseli bir hayvandır.

 İçerik ve Üslup

 İçerik bir yazının konusunu bir şiirin temasını yani eserde nelerden söz edildiğini anlatan cümlelerdir.

 Üslup bir konunun yazar tarafından nasıl anlatıldığıdır.

 Dilinin ağır sade veya akıcı olması, anlatımının sanatlı süslü yada açık olması, kullandığı cümlelerin uzun kısa düz devrik olması gibi ifadeler üslup belirten cümlelerdir.

 Yazar bu eserinde eşini kaybeden iki çocuklu genç bir bayanın hayat mücadelesini ele almış. (içerik)

 Yazar romanında halk söyleyişlerinden ve deyimlerden sıkça yararlanmış. (üslup)

 Varsayım

 Henüz gerçekleşmemiş bir olayı olmuş gibi hayal etmektir.

 Farz edelim ki seni de çağırdılar, gider misin?

 Tut ki bir gün dünyayı geziyorsun.

 Tahmin (Sezgi)

 Akla veya verilere dayanarak bir olayın olup olmayacağını önceden kestirmeye çalışmaktır.

 Senin bu konuyu çabuk anlayacağını sanıyorum.

 Birinciliği bizim okulun alacağını tahmin ediyorum.

 Olasılık (ihtimal)

 Gerçekleşmesi kesin olmayan bir olayın veya durumun gerçekleşmesinin olabilirlik durumudur.

 Belki toplantıdan sonra eve gideriz.

 Akşama işleri biterse bize gelebilir.

 Pişmanlık ve Hayıflanma Cümleleri

 Pişmanlık geçmişte yapılmış olan bir şeyden duyulan üzüntü, hayıflanma ise fırsat varken yapılmamış olan bir şeyden duyulan üzüntüdür.

 Keşke ona o kadar kötü sözler söylemeseydim. (pişmanlık)

 Keşke emekli ikramiyemi aldığımda ev alsaydım. (hayıflanma)

 Ah gençken gezip eğlenmek varmış. (hayıflanma)

 Buzlu yolda arabayı o kadar hızlı kullanmamalıydım. (pişmanlık)

 Ön Yargı Cümleleri

 Henüz gerçekleşmemiş bir olay veya durumun nasıl sonuçlanacağıyla ilgili olumlu yada olumsuz hüküm veren cümleleridir.

 Eminim yine sınavı kazanamayacak.

 Biliyorum benim oğlum dişçiliği kazanacak.

 Kanıksama ve Yadsıma Cümleleri

 Kanıksama bir şeyin çok duyulması çok tekrarlanması sebebiyle ondan etkilenmez hale gelmektir.

 Halk benzine zam gelmesine artık tepki göstermiyor.

 Yadsıma; inkar etme, kabul etmeme demektir

 Yok canım uyumuyorum, sadece gözlerimi dinlendiriyorum.

 Küçümseme ve Azımsama Cümleleri

 Bir şeye değer vermeyip onu küçük görmek küçümsemek, bir şeyi miktar olarak az bulmak azımsamaktır.

 Yoksa o sınavı kazanabileceğini mi sanıyor. (küçümseme)

 Bu kadar parayla ne alabileceğini sanıyorsun? (azımsama)

 Beklenti ve Gerçekleşmemiş Beklenti

 Sınavdan iyi bir puan alacağını umuyor. (beklenti)

 Sınavdan iyi bir puan alacağını umuyordu. (gerçekleşmemiş beklenti)

CÜMLE YORUMU

Eş Anlamlı (Özdeş) Cümleler

Aynı duygu ya da düşünceyi farklı sözcüklerle dile getiren cümlelerdir.

 Bir romanı asıl değerli kılan şey insanı bir bütün olarak ele alabilme başarısıdır.

 İnsanı tüm özellikleriyle anlatabilen romanlar nitelikli sayılabilir yalnızca.

 Bir eser eleştirilirken yazarının hayatı da dikkate alınmalıdır.

 Bir yapıt, yazarının yaşamından bağımsız bir şekilde ele alınamaz.

 Erdem sahibi insanlar, sevmedikleri insanların mutsuzluklarından mutluluk çıkarmaz.

 Olgun bir insan, hoşlanmadığı bir insanın kötü durumundan mutluluk duymaz.

Yakın Anlamlı Cümleler

İlettikleri duygu ya da düşünce bakımından birbirine çok yakın anlamlar taşıyan, aynı doğrultuda olan cümlelerdir.Bu cümlelerin kapsamları arasında farklılıklar olabilir.

 Dünya edebiyat tarihinde ses getiren sanatçıların eserleri “sanat” ve “halk”tan beslenmiştir.

 Kalıcı yazarlar eserlerinin hamuruna kendi kalplerinin yanında halkın sorunlarını da katarlar.

 Umutla yolculuk etmek, gidilecek yere varmaktan çok daha güzeldir.

 Bir amaca ulaşmaya çalışırken, önemli olan varılacak hedef değil hedefe giden yoldur.

 Ne kadar yaşadığımız değil nasıl yaşadığımız önemlidir.

 Yaşamın tüm güzelliklerini tadabilmek, uzun yaşamaktan yeğdir.
Karşıt Anlamlı (Anlamca Çelişen) Cümleler İlettikleri duygu ve düşünce bakımından tamamen ters olan cümlelerdir.

 Bir eserin değerini belirleyen anlattığı şey değil, onu anlatma şeklidir.

 İçerikten çok üsluba önem veren eserlerin niteliği tartışılır.

 Sanatın ustalarının koyduğu ilkelere uymak, nitelikli bir sohbetin giriş kapısıdır.

 Sohbeti başlatmak için gerekli olanlar iki sandalye bir de olursa masadır, başka şeye gerek yok.

 İnsan giyimi ile karşılanır, konuşması ile uğurlanır.

 Bir kişiye karşı ilk olarak ne hissettiğinize dikkat edin çünkü bu hisler değişmez.

Cümleden Çıkarılabilecek Kesin Yargı

Bu tür sorularda önemli olan size hiçbir yorum payı bırakmaması, ifadelerin kesin ve olasılıksız olmasıdır. Cümleye yorum eklemeden, sadece bu cümleden çıkarılabilecek en
kesin yargı bulunmalıdır.

Örnek:

Aşağıdaki cümleden kesin olarak çıkarılabilecek yargı hangi seçenekte doğru olarak verilmiştir?

Levent lokantasını devrederek büyük şehrin olanaklarından yararlanmak için Ankara’ya yerleşmek istiyordu.

A) Levent’in asıl mesleği lokantacılık değildi.

B) Levent, lokantasından geçimine yetecek kadar para kazanıyordu.

C) Levent lokantacılık mesleğini sevmiyordu.

D) Levent artık lokantacılıktan başka bir iş yapmak istiyordu.

E) Levent, Ankara’da daha elverişli koşullar bulmayı bekliyordu.

Çözüm: Soru kökünde verilen cümleden Levent’in lokantasını başka birine devrederek büyük şehre gitmek istemesindeki asıl amaç, büyük şehrin olanaklarından faydalanmak istemesidir.

Yani Levent Ankara’da daha elverişli ortamlar bulmak düşüncesindedir.

Cevap E şıkkıdır. Diğer şıklar bu cümleden kesin olarak çıkarılamaz.

Örnek:

Aşağıdaki cümleden kesin olarak çıkarılabilecek yargı hangi seçenekte doğru olarak verilmiştir?

Muğla’nın en önemli turizm merkezlerinden Fethiye’deki Ölüdeniz’i her yıl binlerce turist ziyaret ediyor.

A) Muğla’nın en çok ziyaret edilen turizm merkezi Ölüdeniz’dir.

B) Muğla’daki tek turizm merkezi Fethiye’deki Ölüdeniz değildir.

C) Muğla, turizm merkezleriyle ünlü bir yerdir.

D) Ölüdeniz daha çok yabancı turistler tarafından ziyaret edilmektedir.

E) Ölüdeniz daha çok yaz aylarında ziyaret edilmektedir.

Cevap B şıkkıdır. Öncülde “en önemli” ifadesi verildiğine göre birden fazla turizm merkezi olduğu anlaşılmaktadır.

Cümle Tamamlama

Bazı cümlede anlam sorularında cümlelerin çeşitli yerlerinde (başta-ortada-sonda) bırakılan boşluğun tamamlanması istenmektedir.

Boşluğa yerleştirilecek parça; bir sözcük, bir sözcük
öbeği ya da bir cümlecik olabilir.

Bu soru tipi basit, fakat çok yönlüdür. Cümlede anlamla birlikte sözcükte anlam, deyim, sözcük türleri gibi konularda belli bir birikime ulaşmayı, dikkatli ve yöntemine uygun hareket
etmeyi gerektirir.

Tamamlayıcı söz; konu, anlam ve cümle kuruluşu yönünden amaca uygun olmalıdır.

Örnek:

Bu cümlede boş bırakılan yerler hangi seçenekte doğru olarak verilmiştir?

…….. hem biyolojik değeri en yüksek hem de en ekonomik besin olan anne sütü, özellikle ……. çocuk sağlığının korunması açısından büyük önem taşır.

A) Bütün canlılar için-yoksul çevrelerde

B) İnsan yavrusu için-kemik gelişimi açısından

C) Bebeklerin beslenmesinde-gelişmekte olan ülkelerde

D) Araştırma bulgularına göre-anne ile bebek ilişkisi bakımından

E) Bağışıklık sisteminde-sanayileşmiş toplumlarda

Cevap C şıkkıdır.

Anne sütünün beslenme üzerindeki etkisi bebekler için olacağına göre ve gelişmekte olan ülkelerde beslenme ile ekonomi ciddi bir sorun olduğuna göre en uygun ifadeler C seçeneğinde dir.

Örnek:
Bu cümlenin sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Tek tek ele alındıklarında hiç de komik olmayan iki farklı durum, yan yana getirilince ……….

A) daha kolay açıklanabilir.

B) bir gülmece oluşturabilir.

C) dikkatlerden kaçabilir.

D) birbirinden ayırt edilebilir.

E) bütün güzelliğini yitirebilir.

Cevap B şıkkıdır. Tek tek ele alınan iki olay “komik” olmuyorsa, ikisi ele alındığında komik olmalıdır.

Cümle Oluşturma

Bu tür sorularda “anlamlı ve kurallı” bir cümle oluşturmanız istenir. Kurallı olduğuna göre yüklem daima sonda olmalıdır. Yüklem belirlenip sona konmalıdır.

İlk kelime ve son kelimelerin doğru belirlenmesi çok önemlidir. Daha sonra bölünmüş tamlama ve kalıplar varsa dikkat edilerek cümle tamamlanmalıdır.

Örnek:

I. tekniğini ve edebiyat hakkındaki

II. Latin Amerika’nın ve dünya

III. düşüncelerini neredeyse değiştirmiş bir şairdir

IV edebiyatının önde gelen isimlerinden Borges

VI çok sayıda yazarın üslubunu Yukarıdaki sözler anlamlı ve kurallı bir cümle oluşturacak şekilde sıralandığında hangisi baştan üçüncü olur?

A) I         B) II        C) III         D) IV       E) V

II-IV-VI-I-III şeklinde olmalıdır.

Cevap D şıkkı.

Söz Öbekleri

0

Yazılı veya sözlü iletişimimizde karşımızdakine bir şeyler anlatmak için cümleler kurarız.
Cümleleri kendi kelime dağarcığımızdan seçtiğimiz kelimelerle oluştururuz. Bunun dışında kelimeleri önceden bir araya getirilmiş, hangi amaçla ve hangi durumlarda kullanılacağı belli olan cümleler de kurarız. Bu cümlelere kalıp cümleler denir.

Kalıp cümlelerin söz dizimi tıpkı deyimler ve atasözleri gibi zaman içerisinde belli bir biçime girmiştir. Ancak kalıplaşmış cümleler deyim ve atasözü özelliği taşımazlar.
Örneğin; “Ne günlere kaldık!” cümlesi bir atasözü veya deyim değildir, ancak tıpkı atasözü ve deyimler gibi kalıplaşmıştır.

İşimiz gücümüz yok seninle mi uğraşacağız? cümlesinin “işimiz gücümüz yok” kısmı
kalıplaşmış bir cümledir.

O sokak senin bu sokak benim dolaştık. cümlesi kalıp cümle özelliği gösterir. Bu cümlede
“sokak” ve “dolaştık” sözcükleri değişebilir ama kalıp bozulmaz:

Bütün gün o müze senin bu kale benim gezdik ama yorulmadık.

Kalıp cümleler bir milletin ortak geçmişinden, geleneklerinden, inanışlarından doğar.
Ölüm, doğum, düğün, bayramlaşma, selamlaşma gibi durumlarda kullanılan sayısız kalıp
cümle vardır. Bu cümleler o toplumdaki herkes tarafından aynı şekilde kullanıldığı ve
algılandığı için kalıplaşmış kabul edilir.

Happpşuuuuu!
– Çok yaşa
– Sen de gör
» Kolay gelsin. (Çalışan birini gördüğümüzde)
» Eline sağlık. (Yediğimiz yemeği yapan kişiye)
» Sıhhatler olsun. (Tıraş olan veya banyo yapan birine)
» Başın sağ olsun. (Yakını vefat eden birine)
» Geçmiş olsun, Allah şifa versin (Hasta olan birine)
» Afiyet olsun. (Yemek yiyen birine)
» O tabak bitecek! (Yemeğini bitirmeyen çocuğa)
» Nereye bıraktıysan oradadır! (Bir eşyasını kaybeden birine)

Dildeki anlamlı en küçük söz birliklerine sözcük adı verilir. Sözcükler cümle içinde başka
sözcüklerle anlam ilişkileri kurarak gruplar oluşturur. Bu durumda o sözcük grupları da
çeşitli anlamları karşılar. Bir varlığı, bir kavramı, bir durumu veya bir eylemi karşılamak
için belli kurallara göre oluşan kelime topluluğuna sözcük grubu denir.

Tek sözcükle anlatılamayan, anlatımı için birden çok sözcüğe gereksinim duyulan nesne ve
kavramları karşılamaya yarayan dil birlikleridir.
Bu sözcükler ekli, eksiz bir bütün oluştururlar. Öbekteki sözcüklerin yerleri değiştirilemez.
Cümlede tek bir öğe olarak işlev görür.
Türkçede temel kural, yardımcı öğe, temel öğeden önce gelir. Bu durum yalnızca ‘ki’ li
bileşik cümlede değişir.

Varlıklar, kavramlar, nitelikler, durumlar, devinimler birer sözcükle de karşılanır. Sözcük
bunlardan birini karşılamaya yetmiyorsa, yani bir varlığı, kavramı, niteliği, durumu,
devinimi ancak birden çok sözcükle karşılayacaksak sözcük öbeklerini kullanırız.

Tek sözcük ile karşılanmayan varlık, kavram, nitelik, durum ve devinimleri karşılar. Sözcük
öbekleri, kavramları en verimli biçimde dile getirmede kullanılan kolaylıklardır. Söz gelimi,
“ipek” ve “böcek” sözcükleri tek başlarına birer varlığı karşılarlar. “ipek böceği” sözcük
öbeğinin karşıladığı varlık tek, sözcük ise ikidir.
Bunun gibi “telefon etmek, kör olmak, fotoğraf makinesi” kavramlarını da tek sözcük ile karşılamak mümkün değildir. Sözcük öbeği iki sözcükten oluşur. Varlık, kavram, nitelik,
durum ve devinimleri, anlamlarını genişleterek, belirterek, pekiştirerek, niteleyerek
karşılar.

Verilen bir cümleyi öğelerine ayırırken genellikle her sözcüğün bir öğe olarak karşımıza
çıkmadığını görürüz. Uzun cümlelerde öğeleri söz öbekleri oluşturur. Söz konusu öbekler
öğelere ayrılırken parçalanmazlar. Yani cümle öğelerini ayırmaya başlamadan önce belli
başlı söz öbeklerini bilmemiz gerekir.

Cümle Oluşturma

0

Cümle Oluşturma

Cümle
Bir duyguyu, bir düşünceyi, bir işi, bir isteği tam olarak anlatmak için bir araya getirilmiş söz veya sözcük topluluğuna cümle denir.Bu tür sorularda bir cümleyi oluşturan sözcükler karışık olarak verilir. Daha sonra bu sözcüklerle kurallı ve anlamlı bir cümle oluşturulması istenir. Bu tip soruları çözerken öncelikle yüklemi bularak cümlenin sonuna getirmeliyiz.

Yüklemin birleşik olup olmadığına ve tamlama olabilecek sözcük gruplarına dikkat ederek verilen sözcükleri anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde sıralamalıyız.

Örnek:

1. en
2. kafasındadır
3. cahillerin
4. büyük
5. çöller
6. nasıl öğreniyorsak

“kafasındadır” sözcüğü yargı bildirdiği için yüklem olarak sona getirilmelidir. Fakat dikkat edilecek olursa bu sözcük bir isim tamlamasının tamlananı durumundadır. Tamlamayı bölmeyeceğimiz için yüklem “cahillerin kafasındadır” tamlaması olur. “en” ve “büyük” sözcükleri de “çöller” isminin sıfatları olduğu için bu sözcükler birleşerek sıfat tamlaması oluşturur. Tamlama olan sözcükler anlamlı bir bütün olacak şekilde sıralandığında, “En büyük çöller cahillerin kafasındadır.” cümlesi oluşur.

Sıralama 1 – 4 – 5 – 3 – 2 şeklinde olmalıdır.

ÖRNEK SORU

1. aynı şeyleri
2. başkalarının düşüncelerini
3. dinleyerek de
4. okuyarak
5. yapabiliriz
6. nasıl öğreniyorsak
Yukarıdaki sözcük ve sözcük gruplarıyla anlamlı bir cümle oluşturmak için sıralama nasıl olmalıdır?
A) 2 – 6 – 3 – 1- 4 – 5
B) 1 – 3 – 5 – 6 – 4 – 2
C) 2 – 4 – 6 – 1- 3 – 5
D) 3 – 5 – 1 – 8 – 4 – 6

ÇÖZÜM

“yapabiliriz” sözcüğü temel yargı olduğu için yüklem görevindedir, bu nedenle en sonda olmalıdır. Cümlede başkalarının düşüncelerini okuyarak ve dinleyerek öğrenmekten bahsedilmektedir, “dinleyerek” sözcüğünün yanında “de” bağlacı olduğu için okuyarak öğrenmenin daha önce söylendiği anlaşılmaktadır.

Sıralamayı bu şekilde yaptığımızda “Başkalarının düşüncelerini okuyarak nasıl öğreniyorsak aynı şeyleri dinleyerek de yapabiliriz. ” cümlesi oluşur. Yani sıralama şöyle olmalıdır:
2 – 4 – 6 – 1 – 3 – 5
Yanıt C

ÖRNEK SORU


Onur , duvara yazılı sözcükleri bir araya getirip anlamlı ve kurallı bir cümle oluşturmak istiyor.
Buna göre, sıralama aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?
A) 6 – 2 – 3 – 5 – 1 – 4 – 7
B) 6 – 1 – 2 – 3 – 5 – 7 – 4
C) 6 – 1 – 4 – 7 – 2 – 3 – 5
D) 6 – 1 – 5 – 7 – 4 – 2 – 3

ÇÖZÜM
Sözcüklerle cümle oluşturulduğumuzda “Yenil- mesi gereken ilk düşmanlar öfke ile umutsuzluk- tur.” şeklinde olur. Doğru yanıt C seçeneğidir.
Yanıt C

Cümle Tamamlama
Bu tür sorularda, cümlede boş bırakılan yerlere seçeneklerde verilen sözcüklerden anlamı en iyi tamamlayan, söz dizimi kurallara uygun ve çekimi cümleye en uygun sözcükleri bulmamız istenir. Seçeceğimiz sözcükler cümlenin hem anla- mına hem de yapısına uygun olmalıdır.

ÖRNEK SORU

“Hayatta……..yılmadan……….ulaşılır.” cümlesini en iyi tamamlayan sözcük çifti aşağıdakilerden hangisidir?
A) başarıya – düşünmekle
B) düşüncelere – çalışmakla
C) hedefe – düşünmekle
D) başarıya – çalışmakla

ÇÖZÜM

Seçenekler değerlendirildiğinde cümlemin anla- mına ve yapısına uygun olan sözcüklerin D se- çeneğinde verildiği görülecektir. Cümle şöyle ta- mamlanmalıdır:
“Hayatta başarıya yılmadan çalışmakla ulaşılır.”
Yanıt D

ÖRNEK SORU
Ne kadar ………… olursak olalım, bunu…………… sevdiklerimiz yoksa mutlu olamayız.
Bu cümlede boş bırakılan yerlere aşağıdaki sözcüklerden hangileri gelmelidir?
A) girişken – gösterecek B) çalışkan – söyleyecek C) düşünceli – dinleyecek D) başarılı – paylaşacak

ÇÖZÜM

Seçenekleri tek tek değerlendirdiğimizde cümle- nin anlamına ve yapısına uygun sözcük çiftinin D seçeneğinde verildiğini görebiliriz. Çünkü diğer seçenekler anlamca yakın olmasına rağmen anlatılmak isteneni tam karşılamamaktadır.
Yanıt D

1,454HayranlarBeğen
0TakipçilerTakip et
0TakipçilerTakip et
Araç çubuğuna atla