Ana sayfa Tarih Navarin Olayı

Navarin Olayı

12
0

Navarin Olayı

Navarin bugün Yunanistan topraklarında kalan bir liman şehridir. 1460 yılından itibaren Osmanlıların elinde bulunan şehrin tarihi önemi; İngiliz, Fransız ve Rus gemilerinden oluşan müttefik donanmanın 20 Ekim 1827 tarihinde Osmanlı donanması ile yaptığı ve adı geçen devletlerle bir savaş durumu olmamasına rağmen Osmanlı donanmasını adeta bir baskınla yok ettiği savaştan gelir.

1821’de Mora’ da başlayan Rum isyanının kısa sürede gelişmesi üzerine Türkler kalelere çekilip yardım beklemeye başlamışlardır. Ancak bu yardım gelmedi. Bunun üzerine üç dört hafta içerisinde kaleler Rumların eline geçti. Rumlar, buralardaki Türklere çok kötü
davrandılar ve binlercesini öldürdüler. Mora daki isyanın yönetimini büyük papazlar ele almıştı. Bu da isyanın ulusal ve dinsel bir karakter almasına yol açmıştı. Diğer taraf, Ege
denizindeki adalarda bulunan Rumlar, savaş gemileri haline getirdikleri ticaret gemileri ile ayaklanmayı Ege adalarına da yaydılar. Böylece Mora’ da ve adalarda genel bir Rum isyanı
ile birlikte Ege denizinde Türk-Yunan egemenlik savaşı başlamış oldu.

Soruna daha sonra batılı devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda müdahale etmeleri üzerine Rum isyanı farklı bir boyut kazandı. Osmanlı Hükümeti ise, bu şekilde gelişmeler gösteren Rum isyanını bastırmak üzere büyük çaba harcıyordu, fakat karada ve denizde bazı başarılar elde etmesine rağmen, bir türlü isyanı bastıramıyordu. Bu şekilde 1824 yılına gelindiğinde, çarpışmalar karada ve denizde bütün şiddetiyle sürüyordu. Bunun üzerine
Osmanlı Hükümeti, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’dan yardım istedi.

1805’de Mısır’a vali olan Mehmet Ali Paşa, kısa sürede ülkeyi kalkındırmış ve güçlü bir ordu kurmuştu. İstanbul Hükümeti yardım isteyince Mora, Girit valiliklerinin de kendisine
verilmesi karşılığında, Rum isyanını bastırmak üzere harekete geçeceğini bildirdi.

Bu istekler Osmanlı Hükümeti’nce kabul edilmesi üzerine oğlu İbrahim Paşa komutasında 54 adet savaş gemisi, 16.000 asker, 150 top ve 400 ticaret gemisinden oluşan bir kuvveti 9 Temmuz 1824’te Mora üzerine gönderdi.

Burada Osmanlı orduları ile birleşerek, 1825 yılında Miaulis komutasındaki isyancı Yunan filosunu yenerek içindeki kara kuvvetlerini Navarin Limanı’ndan çıkardılar, daha sonra gelişen kara muharebelerini de kazanarak asilerin eline geçen yerleri geri almaya başladı ve sonuçta 1827 yılında Misolongi ve Atina’yı teslim alarak isyanı bastırdı. Böylece devlet otoritesi buralarda yeniden kurulmuş oldu.

Mehmet Ali Paşa’nın bir kuvvet olarak Osmanlı Devleti’ne katılmasından sonra Akdeniz’in doğusunda kuvvetli bir devletin doğmasından endişelenen İngiltere’nin çıkarları, Akdeniz’in doğusunda tek ve kuvvetli bir devletten ziyade kendilerinin yardımına muhtaç zayıf bir Osmanlı Devleti ile gene ufak bir Yunan Devleti olmasından yanaydı.

İngiltere’nin dışında Rusya ve Fransa’nın da Osmanlı Devleti konusundaki ilgi ve çıkarları devam ediyordu. Büyük devletlerden olan Avusturya-Macaristan ise bu ayaklanmanın kendi toprakları içinde tehlikeli olabileceği endişesiyle pek karışmak istemiyor ve Osmanlının bir iç sorunu olarak değerlendiriyordu.

Yunan isyanının başarıya ulaşmasına katkı sağlamak üzere önce 4 Nisan 1826’da Petersburg’da bir İngiliz-Rus protokolü imzalandı. Daha sonra İngiliz Hükümeti 6 Temmuz 1827 günü Londra’da ikinci bir konferans tertipledi ve konferansa İngiltere’nin yanı sıra
Rusya ve Fransa temsilcileri de katıldılar ve sonuçta Yunanistan’ın Osmanlı Devleti’ne vergi veren bir muhtar devlet olmasını ve Türklerin Mora’dan çıkarılmalarını, bu koşulların reddedilmesi halinde Osmanlı Devleti’ne karşı şiddet politikasının izleneceği, bu amaçla da Ege Denizi’nde bir birleşik filo bulundurulacağını öngören bir andlaşma imzaladılar.

tasındaki Fransız ve Amiral Heyden komutasındaki Rus filosu da Akdeniz’e hareket etmiş ve müttefik filo Navarin önlerine gelmişti. Londra Konferansı’nın sonucu kendisine ulaştırılan Osmanlı Hükümeti bu konferansın gereği olarak verilen notaya ret cevabı
vermiştir.

Aynı tarihlerde Kavalalı Mehmet Ali Paşa ile Osmanlı Derya Kaptanı Hüsrev Paşa arasındaki çekişme son haddine ulaşmış, Mısır Donanması ve kara kuvvetinin komutanı İbrahim Paşa, Osmanlı donanması ile koordineli hareket etmek yerine bölgeye intikal eden Fransız amirali ile görüşmelere de başlamıştı.

Osmanlı-Mısır Müttefik donanmasının Navarin’ de bulunduğu bir sırada İngiliz, Fransız ve Rus müttefik Donanması da liman ağzında bulunuyordu. Bu sırada Navarin’ de bulunan Türk filosunun komutanı Çengeloğlu Tahir Paşa, Mısır filosunun komutanı da Muharrem Bey’di. Bütün donanma komutanlığı da karacı olan İbrahim Paşa’ya verilmiş bulunuyordu

İbrahim Paşa, bu mevcut hakkında Babıâli’ye gönderdiği rapora gelen cevapta; “ Navarin limanı boğazını güzelce muhafaza ile mersumların ayak patırtılarına nigah etmeyerek icabeden gemilerle hareket ve Frenk donanmasından fiili mümanaat
görüldüğünde misliyle karşılıkta bulunulması” bildirilmiştir. Bunun üzerine İbrahim Paşa hemen filo ve gemi komutanlarını toplantıya çağırmış ve uzun görüşmelerden sonra Türk donanmasının üç devlet donanmasıyla harp etme gücünde bulunmadığı sonucuna varılmıştı.

İbrahim Paşa, daha sonra yerine herhangi bir vekil bırakmaksızın, kara harekâtını yönetmek üzere Mora’ ya gitmişti. Hareketinden önce Çengeloğlu Tahir Paşa’ya “herhangi bir silahlı çatışmaya meydan vermeme“ emrini vermişti.

Navarin Deniz Savaşın’nda Kuh-u Revan Gemisinin İngiliz Gemisiyle Topçu Muharebesi

Müttefik amiraller, harekâta limana bir Fransız gemisi sokmakla başladılar. Posta gemisi süsü verilen bu gemi sözde Mısır filosunda çalışmakta olan Fransız subaylarına mektup ve paketlerini getirmişti. Fransız gemisinin komutanı, limana demirledikten sonra, bir taraftan limanda yatan Osmanlı ve Mısır savaş gemilerinde görevli Fransız subaylarını Osmanlı Donanması’na yapacakları baskın harekâtından haberdar ederken, diğer taraftan da Osmanlı-Mısır donanmasının demir yerlerinin krokilerini yaptırmış, hatta Mısır filosunun da limanı terk etmesini önermişti.

Mısır filosunun ayrı, Osmanlı filosunun ayrı ve müstahkem mevkiler komutanının ayrı ayrı olması, her üçünün üstünde bir komutan olmayışının eksikliği ile ayrıca İbrahim Paşa’nın, Çengeloğlu Tahir Paşa’ya daha önce belirtilen şekilde bağlayıcı bir talimat vermesi üzerine, Osmanlı tarafında tam bir karışıklık yaşanıyordu.

Buna karşılık İngiliz, Fransız ve Rus müttefik donanmasına ait gemiler 20 Ekim 1827 günü birer birer limana girdiler. Bu esnada Türkler hiçbir düşmanlık belirtisi göstermemişti. Bir saldırı ise kesinlikle beklenmiyordu. Limana girişlerin önlenmesi maksadıyla yerleştirilmiş olan kara bataryaları da gemiler gibi suskun kalmıştır. Müttefik donanmanın unsurları daha önce çıkartılan Osmanlı donanmasına mensup gemilerin demirledikleri yerlere ait krokiden yararlanarak Osmanlı gemilerinin demirlediği hatta paralel olarak demirlemişlerdi.

İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları, Navarin limanını derhal ablukaya alarak, Yunanlılar üzerine bir harekette bulunulursa, karşı koyacaklarını bildirdiler. Müttefik Donanma hazırlığını bitirdikten sonra Dartmouth firkateyni birkaç Türk ateş kayığının demir alarak uzaklaşmasını istedi. Türk kaptanları ise bunu reddettiler. Başlatılan tartışma müttefik donanmanın isteği doğrultusunda büyüdü. Dartmouth firkateyni taciz ve tehdit edici tutumunu sürdürmesi üzerine tahrik olan Türk ateş kayığı filinta ile ateş etti. Dartmouth da toplarıyla bu harekete karşılık verdi. Bu atışları Müttefik donanmanın amirallerinin verdiği emirle
donanmanın diğer gemilerinin hep birlikte ateş açmaları izleyince, Osmanlı donanması sonuçta büyük bir bozguna uğramış ve Osmanlı gemilerinin hemen hemen hepsi zarar görmüş, 57 tanesi yanmıştı.

Osmanlı donanmasının adeta yok olmasına yol açan Navarin Olayı; Yunanistan’da, Fransa’da ve Rusya’da büyük sevinç, İngiltere’de ise hoşnutsuzluk yarattı. Londra Hükümeti
olayın “teessüf edilecek bir kaza” olduğunu ilan etti ve harekâta katılan İngiliz amiralini görevinden azletti. Aynı şekilde Avusturya da bundan memnun kalmadı. Zira Navarin olayı ile Metternich sistemi ve Kutsal ittifak fiilen yıkılmış oldu. Nitekim Meternich’e göre, “Navarin ile tarihte yeni bir dönem başlıyor”du. Bu iki devletin Navarin Olayı karşısında, bu şekilde bir tavır almasına, Rusya ve Fransa’nın Boğazlar ve Balkanlar’da ortaya çıkan istekleri ile, Osmanlı donanmasının yediği büyük darbeden sonra, Rusya’nın güneye inmesine engel olabilecek bir gücün kalmaması endişesi neden olmuştur.

Navarin Olayı, bu çok yönlü sonuçları yanında, Osmanlı denizciliği açısından da önemli bir dönüm noktası olmuştur. Denizlerle birbirine bağlı olarak üç kıtada toprakları ve yaklaşık 16.000 mil kıyısı bulunan Osmanlı İmparatorluğu’nu, aniden “Donanmasız Bir
Deniz İmparatorluğu” haline düşürmüştür. Bu da imparatorluğun geleceği bakımından sakıncalı bir durum yaratmıştır. Bu nedenle de, Navarin Olayı’na en büyük olumsuz tepkiyi doğal olarak Osmanlı Devleti göstermiştir. Bir defa, bu olay, Mora’da duruma hâkim olan Türk kuvvetlerini yenik duruma soktu. Bu da bölgede olayların yeniden başlamasına yol açtı.

Diğer taraftan siyasi ve askeri yönlerden büyük kayıplara uğradı. Bunlar da İstanbul Hükümetini sert önlemler almaya yöneltti.

Osmanlı Hükümeti, bir taraftan asker toplarken, diğer taraftan Boğazları bütün gemilere kapattı. Bundan sonra, 9 Kasım’da Avusturya elçisi aracılığıyla İngiltere, Fransa ve Rusya’ya bir nota vererek, bu üç devletten ortada bir savaş durumu yokken donanmasının batırdıkları için tazminat ve Yunan işi ile ilgilerini kesmelerini istedi. Bunların yerine getirilmesine kadar da bu devletlerin İstanbul elçileriyle ilgisini kesti. Bunun üzerine, Osmanlı önerilerini kabul etmeyen, İngiliz, Fransız ve Rus elçileri İstanbul’dan ayrıldılar. Osmanlı Hükümeti de durumu protesto etti. Böylece Osmanlı ile bu üç devlet arasında siyasi ilişkiler
kesilmiş oldu.

Navarin Deniz Savaşı

Navarin Olayı; Osmanlı Devleti’ni donanmasız bırakmakla kalmamış, denize elverişli ve tecrübe sahibi subay ve gemicileri, yarı teknik personeli de beraberinde yok etmişti. Böylece devletin önemli bir sanayi kolu sayılabilecek bahriye sektörü çökme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyordu. Diğer taraftan, devletin kara kuvvetlerinde yapılan reform hareketleri kapsamında Yeniçeri Ocağı da 1826 yılında kaldırılmış olduğu için, devlet bu Navarin Faciası ile ordunun yanında donanmasız da kalmıştı. Navarin olayi ile, Türkler deniz gücü yok edildiği için, bir bakıma Yunanistan’ın bağımsızlığı da onaylanmış oluyordu. Harp iki yıl daha
devam etmiş, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Rusya’ya karşı yaşanan bir yenilgi sonunda 1829 yılında imzalanan Edirne Antlaşması ile de Yunanistan’ın bağımsızlığı gerçekleşmiş ve daha sonra günümüze kadar devam edecek olan “Ege Sorunu”nun da
başlangıcını oluşturmuştur

1830 da Bağımsız Olmasından Sonra Hızla Büyüyen Yunanistan Devleti

Navarin Olayı’nda alınan yenilgi sonucunda ve Yunanistan’ın bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmasıyla birlikte, bu topraklardan evvelce yapılmakta olan denizci er, usta ve
işçi devşirme imkanları ortadan kalkıyor, dolayısıyla da denizciliğin gelişme imkanları daralıyordu.

Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletleri yüzünden uğradığı bu felaketten sonra yeni bir donanma yapabilmek için çok büyük emekler sarf edilmeye başlandı ve Karadeniz’de Rus donanmasına karşı koyabilecek bir kuvvet hazırlama uğraşına gidildi. Lakin Derya Kaptanlığı’nın hemen Çengeloğlu Tahir Paşa’ya verilmesi gerekirken birbiri ardına denizle hiç ilgisi olmayan paşalara verildi. Kara kuvvetlerinin sevk ve idaresinden anlayabilen bu kişilerin içinde bulundukları dar ve tehlikeli zamanda ihtisasları dışında ve tamamıyla farklı bir durum arz eden deniz harekâtının sevk ve idaresi konularında tedbir alabilecek yeteneğe sahip olamadıkları gibi, muhtemelen devletin o zaman deniz kuvvetine ne kadar muhtaç olduğuna bile akıl erdiremiyorlardı.

Navarin Olayı’nın en acı sonuçlarından biri de; Rusya’ya, Osmanlı Devleti’ne karşı savaş açmak için uygun bir fırsat ve ortamı yaratmış olmasıydı. Sultan III.Selim’in inşa ettirdiği donanmanın meydana gelişi ve harp kifayetine ulaştırılması için altı yıla ihtiyaç
duyulmuştu. Buna karşılık o yıllarda Ruslar hem Karadeniz, hem de Akdeniz’den bastırmaya başlamış, “Boğazlar Sorunu” olarak siyasi literatüre geçecek olan Rusların Boğazlardan sıcak denizlere inme isteği sık sık gündeme gelir olmuştur. Zira Navarin Olayı sonrasında Fransa ve İngiltere, Osmanlı Devleti ile savaş yapmak niyetinde değil iken Rusya ise, Osmanlı İmparatorluğu’na Nisan 1828’de savaş açmıştır

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here