Ana sayfa Tarih Etniki Eterya Cemiyeti

Etniki Eterya Cemiyeti

30
0

Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra, İtilaf Devletleri’nin istanbul’a gelişi ile Rumlar için “Büyük Yunanistan”ı gerçekleştirmek olanağı doğmuştu. 1814 yılında kurulmuş bulunan “Etniki Eterya Cemiyeti”, ‘Megalo idea’ için çalışmış ve 1829’da Yunanistan, ingiltere, Fransa ve Rusya sayesinde bağımsızlıgını kazanmış, Osmanlı imparatorluğu’nun çöküş döneminde her fırsattan yararlanarak topraklarını genişletmişti.

Girit başta olmak üzere, Ege Adalarını, Batı Anadolu adalarını ve Balkan Savaşı’nda da Selanik dahil Makedonya’nın büyük bir kısmını ele geçirmişti. İstanbul Rumlarının taşkınlıklarının yanı sıra kurulan, gizli Rum cemiyetleri, kurularak, “Büyük İdeal” için çalışmaya başladılar.

Bunlardan Sonra

Bunların en önemlisi Mavri Mira Cemiyeti idi. Doğrudan Yunan Hükümeti’nin maddi ve manevi desteği ile bu cemiyet Fener Patrikhanesi aracılığı ile büyük destek bulmuştu. Rum okullarının izci örgütlerini de ele alan cemiyet, Rumları silahlandırıp, tedhiş hareketleri yapıyordu.

Yunan Kızıl Haç’ı ve Göçmenler Komisyonu da bu cemiyetle çalışmaktaydılar. istanbul ve Trakya’da bir çok cinayet ve ırza geçme olayları yaparak anarşi yaratan cemiyet, Ege ve özeııikle Anadolu’da Pontusculuğu destekliyordu. Bu cemiyetin yanı sıra, onun desteğini gören diğer bir cemiyet de “Pontus Cemiyeti” idi.

Rize’den İstanbul’a kadar uzanan kıyı şeridinde özellikle merkez Samsun, Trabzon olan yörede bir Pontus Devleti kurmak istiyordu. Anadolu’nun Karadeniz kıyılarında Rum Pontus Devleti’nin kurulması tasarısı XIX. Yüzyılın ilk yarısına kadar uzanmaktadır.

Etnik-i Eterya’nın doğuşu, Yunan ayaklanması ve Yunan devletinin kurulması, bu tasarının başlangıç yıllarını oluşturmaktadır. 1856’daki Islahat Fermanı, mühim aşamaların meydana gelmesine sebep olmuştur. Daha sonra kurulan cemiyetlerle Pontus teşkilatı genişletilmiştir.

Meşrutiyet’in ilanı ile İstanbul’daki Rum Ortodoks Patrikhanesi de faaliyetlerini arttırmış, Trabzon Vililyeti’nin her tarafında halkı bilgisizlikten kurtarmak ve bu konuda aydınlatmak amacıyla okullar açılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’na kadar Pontus Rum Devleti’nin kurulması bir fikir halindeyken, bundan sonra çetecilik hareketleri haline dönüşmüş, Rus işgali sırasında Trabzon’da Yunanlılık ve Pontus hareketi açığa çıkmıştır. Pontus meselesi, dış kaynaklı iki faktörden kaynaklanmıştır.

Bunlardan biri kilisenin taassubu, diğeri de Avrupa’nın entrikalarıydı. Yunanistan ve Patrikhanenin amacı Rumları ayaklandırarak ve ülkede karışıklık çıkartarak Avrupa’nın müdahalesini sağlamaktı.

Pontus meselesi, Mondros Mütarekesi’nden sonra da yine aynı güçler ve aynı yöntemlerle ortaya atılmıştı. Rumların Pontus Hükümeti’ni kurmak için Osmanlı Hükümeti’nin, Osmanlılara tabi olan Rumların seyahatlerinde serbesti tanıyan kararından da yararlanarak nüfuslarınıda artırmaya çalışıyorlardı.

Böylece Trabzon ve yöresi azınlık bol Rum nüfusuyla Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da Yunan deniz ticaretinin aradığı ve faydalandığı bir bölge olmuştu. Venizelos’a göre, Ermenistan ve Gürcistan ile işbirliği yaparak büyük bir devlet kurduktan sonar, Müslümanlara ve gereğinde Rus emperyalizmine karşı sağlam bir set oluşturacaktı. Yunanistan’ bu konuda İtilaf Devletleri teşvik ediyor ve destekliyordu.

Trabzon, Giresun ve Samsun Rumları Pontus hülyası arkasında faaliyete geçmişlerdi. Amaç ve çalışmalarında Yunan Başbakanı Eleftherios Venizelos’u Faik Alımat Bey’in  deyimiyle ‘Hayal ufuklarını aydınlatan büyük bir umut kaynağı’ olarak görüyorlardı. Trabzon’lu Rumlar vaziyetlerini değiştirmişlerdi.

Yunanistan Trabzon’a bir Salib-i Ahmer Heyeti göndermişti. Doktor ve zabitandan meydana gelen bu heyet; Trabzon ve yöresinde Rumluk hareketini idare edecek ve Rumları silahlı bir ayaklanmaya karşı hazır bulunduracaktı.

Metropolit Hrisantos, başta Paris Konferansa olmak üzere bir çok toplantılara katılmıştı. 2 Mayıs 1919’da Paris Barış Konferansı’na Pontusla ilgili bir muhtıra sunarak, İtilaf Devletleri ile Yunanistan’ın desteğini sağlamaya çalıştı. Ne var ki, aynı konferansta Trabzon’un Ermenistan’a verilmek istenmesi her şeyi alt üst etmişti.

Venizelos’un Batı Anadolu’da uygulayacağı Enosis’e karşılık, Trabzon’u Ennenilere bırakmaya razı olması, Hrisantos’u bir takım diplomatik manevralara sevketti. İtilaf Devletleri’nden beklediği desteği bulamayan Hrisantos Trabzon’a dönüşünde buranın Türklere ait olduğundan ve Türkler ile Rumların dostça yaşamaları gerektiğinden söz eden demeçleri Müslüman Türk kesimi arasında hayret ve şüphe uyandırdı.

Dönüşünde Faik Ahmed Bey’le yaptığı görüşmede üç noktaya ağırlık veriyordu: Trabzon’da bir Ermeni idaresi kurulması imkansızdır ve buna hiçbir hakları yoktur.

Türk ve Rumların müşterek olarak yaşamaları kendi menfaatleri Son olarak bütün unsurların birlikte çalışarak bir “Anadolu Medeniyeti” yaratmaları gereğidir. Hrisantos’un bu temenni ve önerilerinde samimi olmadığı çok geçmeden Batum, Tiflis ve Erivan’a yaptığı gezilerden soma anlaşılacaktı.

Trabzon metropolitliği esnasında o günlerde zaman ve zemine göre hareket etmeyi daha uygun görmüş ve zaman kazanmak için bazı hesaplar içine girmiştir.

Birlik ve beraberlikten bahseden Hrisantos’a inanmak oldukça güçtü. Zira, Batı Anadolu’da soydaşlarının cliretkar bir şekilde Yunan siyaseti hizmetinde çalıştığı bir devirde, Anadolu’nun bir başka köşesinde onun, barışsever bir hava içerisinde kardeşçe yaşama prensibini savunmaya girişmesi şüphesiz Yunanistan ve Patrikhane’den aldığı bir direktif gereği idi.

Nitekim şüphelenmekte haklı olan Faik Ahmed Bey, Hrisantos hakkındaki düşüncelerine hatıralarında şöyle yer veriyordu: “Metropolit Hrisantos Rum davasının Avrupa ‘da müdafaasını yapmak için Paris ve Londra’ya gidip geliyordu. 9 Harp içinde kendisini III. Ordu kumandam olan

Vehip Paşa’ya himaye ettirmeyi bilen, mütarekeden sonra yüzündeki maskeyi çıkararak gerçek hüviyeti ile kendini gösteren bu papazın her gidip gelmesinde, Pontus krallığından kendilerine miras kaldığına inanan Rumların yaptıkları taşkın gösteriler, Trabzon ‘un vatanperver, milliyetperver halkım bıktırıp usandırmıştı. Bunlar Trabzon ‘un Pontus krallığından kendilerine miras kaldığına inanıyorlardı “.

Pontus meselesi hakkında 1919 – 1920 yıllarında özelliğide Yunanistan ve Fransa’da önemli ölçüde propaganda ve politik: faaliyetlere girişilmişti.

Yunanistan’ın propagandalarında patrikhane büyük rol oynuyordu. Faik Ahmed Bey, Patrikhane’nin bir taraftan propaganda, diğer taraftan politik faaliyetlerde bulunması nedeniyle 1921 yılı içerisinde patrikhaneyi hedef alan yazılar yazar.

İstanbul’dan Anadolu’ya doğru çeşitli kaynakların desteği ile birçok zehirli propagandaların yapıldığı, ancak bunların içinde en çok ileri giden, en çok tahribat yapan Yunan parasıyla, Yunan teşvikiyle hisleri ve fikirleri zehirleyerek, Anadolu’nun birbirine bağlı halkı arasında ahengi bozan, Türk ve Müslümanlarla birbirine kırdıran, Rum ve Ermenileri kendi emelleri arkasında sürükleyerek, Türkiye”i bölmeye çalışan patrikhane denilen ‘fitne ve fesat’ ocağının faaliyetleri olduğunu açıklar.

Patrikhanenin asıl amacına değinerek, Rumları Türk idaresinden, Türk boyunduruğundan kurtarmak istediklerini, milli ve tarihi bağlarla Yunanlılığa bağlı oldukları fikrini aşılamaya çalıştıklarını ileri sürer.

Rumlara Yunan idaresini talep ettiklerini söyletip, her taraftan ayaklandırdıklarını, arkasından da kurtuluş bayramını kaldırarak, Anadolu’yu bir ucundan diğer ucuna istilaya kalkıştıklarını, nitekim sonuçta ektikleri bu nifak tohumlarının meyvesini verdiğini belirtir.

Faik: Ahmed Bey’e göre patrikhanenin propagandalarının etkisi, Anadolu’nun iç bölgelerinden ziyade sahil bölgelerinde görülmüştür. Çünkü Anadolu Rumlarının Yunanlılarla hiçbir ilişkileri yoktu. Onlara “Siz Yunanlısınız” demek kendilerini yabancı bir millete mal etmek demek olurdu. Türklerden ayrıldıkları tek vasıfları dinleri idi.

Dilleri, terbiyeleri, his ve düşünceleriyle Türklerden bir farkı yoktu. Anadolu’da Rumca bilmeyen pek çok Rum vardı. Türkçe’yi ana dili olarak bilirler ve konuşurlardı. Dillerini bilmedikleri bir millete tabi olmanın güçlüklerini bildiklerinden bunlara Yunanlılık duygularını aşılamak çok zordu.

Fakat sahil bölgeleri böyle değildi. Deniz kenarında yaşayan Rumların dışarıyla ilişkileri daha çok olduğu için, Yunanistan’dan yapılan propagandalar daha çabuk ve kolay aşılanabilirdi.

Yunanistan’da tahsil gören papazların, hocaların telkinleri bunun için yardımcı vasıtalardı. Bu yardımcı vasıtalar, yaptıkları propagandaların yayılması için müsait bir çevre ve o çevreye bağlı olarak da patrikhaneyi görüyorlardı.

Artık bu müessese, Rumluğu gerçek menfaatinden uzaklaştırılmıştı. Mütarekeden sonraki taşkınlıklar, hafif meşreplikleri tamamen hakiki menfaat düşüncesinden uzaklaşmasından ileri gelmişti.

Faik Ahmed Bey, yazdığı makalesinde aklı başında olan, çıkarlarını düşünen bir Rumun, Anadolu’nun Yunanistan olamayacağını bilmesini, Türklere, Türk vatanına bağlayan müşterek menfaat esasına daha çok hünnet ve riayet etmesini, propagandaların etkisinde kalarak, yanlış tavır ve düşüncelerle hareket etmelerinin kendi aleyhlerine olacağını idrak etmelerini tavsiye eder ve uyarılarda bulunur.

Bunun için Osmanlı Rumlarına iki çözüm yolu önerir. Bunlardan biri; o güne kadar olduğu gibi Türklük ve Osmanlılığa bağlı olarak Türk topraklarında oturmak ve Türk idaresinde yaşamak, diğeri de; Yunanistan’a göç etmektir.

Rumlar bu iki yoldan birini seçmekte serbesttirler. İster Yunanistan’a gider, isterse Türkiye’de oturur. Faik Ahmad Bey’in Yunanistan’a gitmek isteyenlere söyleyecek sözü yoktur.

Fakat kalmak isteyenlerden, her şeyden önce sonuna kadar Türklüğe ve Osmanlılığa, her türlü yabancı duygulardan, yabancı emellerden uzak bir düşünce ile sadakat gösterilmesini beklemektedir. Ona göre, ancak bu şart ile Rumlar Türk topraklarında oturabilir. Vatandaşlık hukukundan yararlanabilir. O güne kadar olduğu gibi o günden sonra da hür ve mesut yaşayabilirlerdi.

Patrikhanenin 1921 yılının ilk aylarında Karadeniz Rumları hesabına İtilaf Devletleri üzerinde teşebbüse geçerek Pontus hayallerini tekrar canlandırması Sevr Antlaşması ile Ermenistan hissesine düşen yerlerde Yunanlılığın milli haklarını müdafaaya kalkışması, Venizelos hükümetin den aldığı paralarla Yunanlılar adına hareket edip, Rumların Türklere bağlanmasını zaruri kılan menfaatlerini.

İhtiyaçlarını dikkate almadan sırf kendilerini, kendi şahsi menfaatlerini düşünmesi, Anadolu Hükümeti’nin Rumları temsil edemeyeceği iddiasıyla, bu amaçla öteye beriye başvurmaları bazı Rumları endişelendirmekteydi.

 Bir taraftan patrikhane denilen ihanet teşkilatının iç yüzünün ortaya çıkması, diğer taraftan Faik Ahmed Bey’in İstikbal’deki yazıları sayesinde, Trabzonlu Rumlar geç de olsa Yunan emperyalizminin, onun uzantısı olan Patrikhanenin oyunlarını anlamaya başlamışlardı. Bu nedenle Trabzonlu Rumlardan şiddetli tepkiler gelmeye başlamıştı.

Aklı başında olan ve Rumluğun menfaatlerini hayal ve duygularla değil mantıkla görmek isteyen Trabzonlu Rumlar, Londra Konferansı’na bir muhtıra gönderdiler.

Muhtırada; Avrupa’da şurada burada gereksiz gayret ve teşebbüslerde bulunan kimselerin kendilerini konferansta temsil edemeyecekleri, kendilerinin Türklerle birlikte yaşamak arzusunda oldukları, kaderleri bir olan Türklerin istiklaline riayet edilmesi halinde kendi arzularının da tatmin edilmiş olacağı beyan ve ifade edilmişti.

Trabzonlu Rumların bu teşebbüsü, patrikhanenin evvelden beri tuttuğu yolun Rumluğun menfaatleri açısından tehlikeli olduğunu, iktisadi, ticari kısacası yaşamaları için Türklerle iyi geçinmek zorunda olduklarını, her şeyden önemlisi Türklerin çoğunlukta oldukları bu yerlerde yabancı bir saltanat tesisine imkan olmadığını anladıklarını ortaya koymaktadır.

dojpu yapmışlardı. Çünkü Rumlar, Anadolu’da serbestçe yaşıyorlardı. Hukukta, hürriyette Türklerle eşitti. Öyle ki mekteplerinde, kiliselerinde tam bir serbestliğe maliktiler. Böylece kütürel ve iktisadi alanda gelişmişlerdi.

Faik Ahmed Bey, bütün bu imkanlara sahip olan Rumlara ve diğer azınlıklara “Avrupa’da en medeni idare usullerini tatbik eden memleketlerde faaliyetler bu derece hukuk ve hürriyete malik midirler? İngiltere ve Fransa gibi medeniyet varlığı iddia eden memleketlerde Müslümanların haiz oldukları hukuk ve hürriyet neden ibarettir?”

diye sorar ve Anadolu Rumlarının siyasi ve iktisadi durumlarını göz önüne getirilmesi halinde, Türklerin azınlıklar hakkında ne kadar müsamaha gösterdiklerinin anlaşılacağını belirtir

Patrikhanenin faaliyetleri sadece yaptığı propagandalarla sınırlı kalmıyordu. Buna karşılık, mütareke döneminde Rum çetelerine karşı savaşacak yeterli kuvvet yoktu. Henüz milli kuvvetler teşekkül etmemişti.

1920 yılı başından itibaren pontusculara karşı daha ciddi tedbirler alınmaya başladı. Takviye edilen birlikler muhtelif yerlerde taarruza geçti. Bütün gayretlere rağmen mevcut kuvvetlerle bölgedeki asayişin sağlanamayacagı anlaşılıyordu. Dahası, Yunan ordusuna karşı güvenle çarpışabilmek için Anadolu’nun bunlardan temizlenmesi gerekiyordu.

Bu nedenle TBMM Hükümeti, Anadolu’nun merkezindeki asayiş meselesini halletmek için Sivas’taki 3. Kolorduyu kaldırarak onun yerine 19 aralık 1920’de merkez ordusun kurmuş, komutanlığına da Nurettin Paşa’yı getirmişti.

Bu ordunun karargahı Amasya’da idi. Askeri kuruluş yanında bazı idari tedbirler alınmıştı. Özellikle Karadeniz kıyılarındaki şehir, kasaba ve köylerdeki Rumlar iç kısımlara nakledilmiş, 3 Şubat 1921 ‘de de Merkez Ordusu ile İstiklal Mahkemesi’nin aldığı bir karar sonunda pontusculukla meşğul olan bazı kişiler tutuklanmış; 9 Şubat 1021 ‘de İstiklal Mahkemesi’ne verilmiştir.

Bu arada Samsun ve Trabzon Metropolitlik merkezleri basılarak pontusculara ait ‘İhtilal belgeleri’ ele geçirilmişti. Ayrıca askeri makamlar tarafından yapılan araştırma sonunda Merzifon kolejinde çok sayıda Yunan bayrağı ile pontusla ilgili arınalar ve belgeler bulunmuştu.

Bu suretle okul niteliğini kaybeden ve pontusculukla ile ilgili bir siyasi kuruluş haline gelen bu müessese, öğretmenleri uzaklaştırılmak sureti ile zararsız bir hale getirilmişti. Ancak alınan bu tedbirler ve pontuscular dan bazılarının İstiklal Mahkemelerince ölüm cezalarına çarptırılması 14 patrikhaneyi harekete geçirmiş ve 6 Ekim 1921 ‘de İtilaf devletleri müesseselerine başvurarak “Pontus Fecayii”ni protesto etmişti.

8 Ekim’de Atina’da;

bulunan patrikhane ve pontus heyetinin Ankara Hükümeti’ne isnad edilen mezalimi Cemiyet-i Akvam (Birleşmiş Milletler)’a bildirmesi Trabzon’da olduğu gibi Faik Ahmed Beyde’de büyük bir tepkiye yol açmıştır.

Patrikhanenin Cemiyet-i Akvam‘a müracaat ederek Anadolu’daki Rumiların himayesini istemesi üzerine gazetesinde yayınladıgı “Pontuscu Rumiar” başlıklı yazısında, Yunanlıların Rumluğun kurtarılması bahanesi ve Sevr’in uygulanması vazifesinden yararlanarak geniş bir istila politikası takip ettiğini tekrarlar.

Patrikhane bu hususta Yunanlılığa ve Yunan emperyalizmine alet olmuş, Venizelos bu vasıtadan oldukça yararlanmıştı. Patrikhaneneleri Cemiyet-i Akvam’a miracaatını eleştiren yazısında Faik Ahmed Bey, Rumların acınacak şekilde gösterilip propaganda aleti yapılmasını karşı çıkar ve makalesini şöyle bitirir:

“Patrikhanenin çok iyi bilmesi gerekir ki, tabi oldukları devlet kanunları aleyhine isyan edenlerin cezasız kaldıkları hiçbir ülke yoktur ve olamaz. Hiç kimse, devletine karşı isyan edenlerin cezasız kalmasını istemeye hukuku yetkili değildir.

Cemiyet-i Akvam ‘a yapılan müracaat bu açıdan tamamen anlamsız bir şeydir. Anadolu ‘da elli altmış kişi asılmış ise, bunlar yaptıklarının cezasını görmüşlerdir.

Hangi devlet ve hangi hükümet varlığına kasdeden akıma karşı başka türlü bir davranışta bulunabilir. Patrikhane denilen hıyanet ocağı ne yapmak istiyor?

Türk ülkesinde oturup ta yabancılar hesabına çalışmak Türk hakimiyet ve devleti aleyhine su-i kasd düzenlemek isteyenlere Türk’ün ses çıkarmamasını mı görmek istiyor?

Hatta kendisinin müstesna durumunun devam edip gideceğini mi sanıyor ki, Anadolu ‘da aynı vaziyette bir Rumluk görmek ve yaşatmak emelindedir.

Anadolu Rumlarının bugünkü vaziyetlerini dışarıya karşı acınacak bir şekilde göstermek hususundaki gayretler beyhude ve tamamen esassızdır.

Anadolu ‘daki Rumiara kötü davranmak istenseydi, pontus meselesinden dolayı yalnız faal kişiler sorumlu tutulmakla kalmaz, bütün Rumlar cezalandırılırdı. Halbuki böyle olmamış, hıyanetlikleri tesbit edilen sınırlı sayıdaki kişiler cezalandırılmakla yetinilmiştir. 15 Buna herhangi bir yabancı devletin hiçbir şey demeye yetkisi yoktur.

Hatta patrikhanenin söz söylemesi de gevezelikten başka bir şey değildir. Teessür ve Matem. Patrikhaneye yalnız bu düşer”

 

PAYLAŞ
Önceki makaleTMGD Referanslı Online Test – 7
Sonraki makaleBükreş Antlaşması
Bilim Delisi, Öğretmen, Yazılımcı, Grafiker ve Editör Kendi işini kendi yapmayı seven sürekli gelişime açık, yenilikleri hayranlıkla izleyen ve bunu kendinde izleyen, sürekli araştıran bilginin yararlı ve paylaşılması gerektiğine inanan genç teknoloji aşığı... Adobe Photoshop Adobe Illustraor Adobe After Effects Wordpres Editör Yazılımcı ( ASP, SQL) Öğretmen Elektronik Programcısı "Fazlasından Hiç Çekinmedim, Üzüldüğüm Azına Kaldıklarım"

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here